Kafka'nın Dava romanında Josef K. suçunu öğrenemeden ölür. Bu Osmanlı uyarlamasında ise...
Bu gün, 10:14

Osmanlı'nın son zamanlarıydı.
İstanbul'da yaşayan Mehmet Efendi, bir sabah kapısının sertçe çalınmasıyla uyandı.
Kapıda iki zaptiye vardı.
•Mehmet Efendi sen misin?
•Benim!
•Hakkında tahkikat başlatıldı.
Bizimle geleceksin!
•Hayırdır, suçumuz neymiş?
•Onu biz bilemeyiz.
•Kim bilir?
•Üst makam.
•Üst makam kim?
•Onu söylemeye salahiyetimiz yok.
Mehmet Efendi kaftanını giyip zaptiyelerle gitti.
Karakolda üç saat bekletildi.
Sonunda bir kâtip geldi.
•Hakkında şikâyet var.
•Kim etmiş?
•İsmi mahfuz.
•Ne demiş?
•O da mahfuz.
•Peki, ben ne diyeceğim?
•Müdafaanı yazacaksın.
•Neye karşı?
Kâtip kızdı.
•Devletin işine akıl mı öğretiyorsun?
Mehmet Efendi sustu.
Ertesi gün bir arzuhâlciye gitti.
•Hakkımda dava açılmış. Suçumu bilmiyorum.
Bir arz-u hâl yazalım.
Arzuhâlci sakalını sıvazladı.
•Evvela suçunu öğrenmek için arz-u hâl yazacağız.
•Sonra?
Arz-u hâlimizin cevabını öğrenmek için bir arz-u hâl daha...
•Ya cevap gelmezse?
•Cevap gelmediğine dair müracaat edeceğiz.
•Ne kadar sürer?
•Allah ömür verirse, neticesini görürüz.
Mehmet Efendi cebindeki son akçeleri verdi.
Aradan altı ay geçti.
Bir gün mahkemeye çağrıldı.
Kadı Efendi yüksekçe bir minderin üzerinde oturuyordu.
•Mehmet Efendi, devletimizin nizamına karşı geldiğin söyleniyor.
•Kadı Efendi, ben ne yaptım?
•Henüz tahkik ediyoruz.
•Peki, neye karşı geldiğimi nasıl bileceğim?
•Devlet bilir.
•Devlet biliyorsa, bana da söylesin.
Kadı kaşlarını çattı.
•Sen devletin bildiğini bilmek mi istiyorsun?
•Suçumu öğrenmek istiyorum.
•Demek devletin senden bir şey sakladığını düşünüyorsun?
•Estağfurullah!
•O hâlde niçin soruyorsun?
Mehmet Efendi cevap veremedi.
Kadı kâtibe döndü.
•Yaz! Sanık, devletin izahatını kâfi görmeyip ısrarla sual sormuştur.
Mehmet Efendi ayağa fırladı.
•Aman efendim!
Ben yalnızca suçumu sordum!...
Kadı sakinlikle cevap verdi.
•İşte onu da kayda geçirdik.
Duruşma ertelendi.
Bir yıl sonra, Mehmet Efendi yeniden mahkemeye çağrıldı.
Bu defa başka bir kadı vardı.
•Senin dosyan epey kabarmış.
•Efendim, ben hiçbir şey yapmadım.
•Dosyanın kabarıklığı aksini gösteriyor.
•İçinde ne yazıyor?
•Çoğu, dosyanın niçin kabardığına dair yazışmalar.
•Peki, asıl suçum?
•Henüz bulunamadı.
•O hâlde beraat edeyim!
Kadı başını salladı.
•Suçun bulunamamış olması, bulunmayacağı manasına gelmez.
Mehmet Efendi çaresizlik içinde sordu:
•Peki, ben ne zaman kurtulacağım?
•Tahkikat tamamlandığında.
•Ne zaman tamamlanacak?
•Senin suçsuzluğun kesinleştiğinde.
•Nasıl kesinleşecek?
•Tahkikat tamamlandığında.
Mehmet Efendi sustu.
Kadı memnuniyetle gülümsedi.
•Nihayet meseleyi kavradın.
Yıllar geçti.
Mehmet Efendi yaşlandı.
Arz-u hâller yazdı, mühürler topladı, kapılarda bekledi.
Bir sabah saraydan ferman geldi.
Padişahın iradesiyle hakkındaki bütün suçlamalar düşürülmüştü.
Mehmet Efendi sevinçle fermanı öptü.
Sonra altındaki küçük yazıyı gördü:
•Mehmet Efendi'nin suçsuzluğunun anlaşılması üzerine, bunca yıl devletin kıymetli vaktini neden işgal ettiğinin tahkikine karar verilmiştir.
Mehmet Efendi başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
•Ya Rabbi, bari suçumu bilseydim!
Yanında duran zaptiye hemen defterini çıkardı.
•Ne dedin sen?
•Dua ettim.
•Devletten şikâyet mi ettin?
•Allah'a yakardım.
Zaptiye kalemini mürekkebe batırdı.
•Yazalım bakalım.
Devleti Allah'a şikâyet etmek...
Bu yeni bir suç olabilir.
Mehmet Efendi son kez itiraz etti:
•Yahu ben padişahın kuluyum!
Zaptiye başını salladı.
•Öyleyse şanslısın. Padişahın kulu olmasaydın şimdiye kadar çoktan kurtulmuştun.
Ve yeni bir dosya açıldı.
Üzerine şöyle yazıldı:
•Mehmet Efendi
Devam Eden Tahkikatlar.
Kafka'nın Dava romanında Josef K. suçunu öğrenemeden ölür.
Bu Osmanlı uyarlamasında ise; Mehmet Efendi'nin ölmesine bile gerek kalmaz. Çünkü; devlet, onun yerine dosyasını yaşatmaya karar vermiştir.
SİFİN

