İSKİT-SAKA TÜRKLERİ İLE SARMAT TÜRKLERİ ARASINDAKİ SAVAŞLAR VE BOZKIR HÂKİMİYETİNİN EL DEĞİŞTİRMESİ
Bu gün, 17:04

Avrasya bozkırları, geniş otlakları ve jeostratejik konumu nedeniyle tarih boyunca atlı konar göçer kültürlerin amansız siyasi, ekonomik ve askeri hakimiyet mücadelelerine sahne olmuştur. Bu güç savaşlarının en uzun soluklu ve yıkıcı olanlarından biri, MÖ 8. yüzyıldan itibaren Karadeniz’in kuzeyinde mutlak bir imparatorluk kuran İskit-Saka Türkleri ile İdil (Volga) Nehri'nin doğusundan batıya doğru büyük bir dalga halinde ilerleyen Sarmat Türkleri arasında yaşanmıştır. Etnik bağları, dilleri ve yaşayış biçimleri itibarıyla birbirine oldukça benzeyen, her ikisi de bozkırın zorlu şartlarında yetişmiş konar göçer yaşam tarzının temsilcisi olan bu iki akraba topluluk, MÖ 4. yüzyılın sonlarından itibaren geri dönülmez bir çatışma sürecine girmiştir. Antik Grek-Roma kronikleri ile Avrasya kurganlarından elde edilen arkeolojik bulgular, bu büyük bozkır savaşının gelişim evrelerini, dönemin askeri teknolojisindeki devrimsel dönüşümleri ve Doğu Avrupa coğrafyasının etnik yapısını değiştiren nihai sonuçlarını tüm ayrıntılarıyla gözler önüne sermektedir.
İskit-Saka Türklerinin Karadeniz bozkırlarındaki altın çağı, bölgenin eski hakimi olan Kimmerleri önlerinden sürerek Tuna boylarına kadar ilerlemeleriyle başlamıştı. Bu geniş coğrafyada kurulan devlet nizamı; güneydeki zengin Grek koloni kentleriyle yapılan buğday, kürk, sığır ve köle ticaretine dayalı devasa bir ekonomik ağla besleniyordu. Ancak MÖ 4. yüzyılın sonlarına doğru İskit-Saka Türkleri, batı sınırlarında yükselen Makedon Krallığı ile karşı karşıya geldi. Makedonya Kralı II. Filip ve ardından gelen General Lysimakhos ile yapılan kanlı savaşlar, İskit-Saka Türklerinin seçkin askeri insan gücünde telafisi zor gedikler açtı. Devletin merkezi otoritesinde yaşanan bu sarsıntı ve batı cephesindeki yıpranma, doğu sınırlarını büyük bir tehlikeye açık hale getirdi.
Aynı dönemde, Ural Dağları ve Volga Nehri arasındaki geniş düzlüklerde yaşayan Sarmat Türkleri boyları (Alanlar, Roksolanlar, Siraklar ve Yazıglar) üzerinde iklimsel değişikliklerin tetiklediği kuraklık ve nüfus patlaması büyük bir göç baskısı yarattı. Yeni otlaklar bulmak ve zengin Karadeniz ticaret yollarına hakim olmak isteyen Sarmat Türkleri, batıya doğru planlı askeri akınlar başlatarak Don (Tanais) Nehri sınırına dayandı. MÖ 3. yüzyılın başlarında bu stratejik sınırı aşan Sarmat Türkleri öncü kolları, İskit-Saka Türkleri topraklarına sızarak yıpratma eylemlerine girişti. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise bu sızma hareketleri, topyekun bir istila ve imha savaşına dönüştü. Sarmat Türkleri, karşılarına çıkan İskit-Saka Türkleri yerleşimlerini ateşe vererek, konar göçer kitleleri kılıçtan geçirip nehir boylarındaki otlakları tek tek ele geçirdi.
Savaş meydanlarındaki taktiksel üstünlük bu süreçte el değiştirmiştir. İskit-Saka Türkleri ordusunun temelini; hafif zırhlı, son derece hızlı hareket eden, kompozit yaylarla donatılmış ve uzaktan "vur-kaç" (sahte ricat/turan taktiği) yöntemiyle düşmanı yıpratan atlı okçular oluşturuyordu. Sarmat Türkleri ise bu stratejiyi çökertecek köklü bir askeri inovasyona imza attılar. "Katarakt" (Kataphrakt) olarak adlandırılan, hem binicinin hem de atın tamamen demir, bronz veya sertleştirilmiş boynuzdan yapılma pul zırhlarla kaplandığı ağır süvari birliklerini kurdular.
İskit-Saka Türklerinin fırlattığı ok yağmurları, Sarmat Türkleri atlılarının bu kalın zırhlarından sekip etkisiz kalıyordu. Sarmat Türkleri ağır süvarileri, "Kontos" adı verilen 4 ila 4,5 metre uzunluğundaki devasa mızraklarını iki elleriyle kavrayıp, atlarının hücum hızını da arkalarına alarak İskit-Saka Türkleri saflarına doğrudan ve amansız yarma saldırıları düzenlediler. Yakın dövüşe mecbur kalan İskit-Saka Türkleri, kısa kılıçları (akınak) ile Sarmat Türklerinin uzun ve ağır çelik kılıçları karşısında fiziksel olarak dezavantajlı duruma düştü. Takip eden on yıllar boyunca süren çatışmalarda İskit-Saka Türkleri orduları cephe savaşlarında ardı ardına imha edildi ve Dinyeper hattının batısına doğru çekilmek zorunda bırakıldı.
MÖ 2. yüzyılın başlarında yaşanan şiddetli çarpışmalar, İskit-Saka Türkleri-Sarmat Türkleri savaşlarının kesin ve dramatik sonucunu tayin etti. Sarmat Türkleri kabile ittifaklarının kazandığı ezici askeri zaferler neticesinde, Vistül Nehri'nden Tuna boylarına kadar uzanan devasa Avrasya bozkır kuşağında İskit-Saka Türklerinin yüzlerce yıllık siyasi ve askeri egemenliği resmen ve tamamen son bullu. Karadeniz'in kuzeyindeki zengin otlaklar, nehir geçişleri ve Grek şehir devletlerinden alınan vergiler bütünüyle Sarmat Türklerinin kontrolüne geçti. Coğrafya bu tarihten itibaren antik haritalarda "Sarmatya" olarak anılmaya başlandı.
Büyük imparatorlukları yıkılan İskit-Saka Türkleri, nüfuslarının büyük kısmını kaybederek eridi; hayatta kalan topluluklar ise Kırım Yarımadası’nın iç kesimlerine ve Dobruca bölgesine (Küçük İskitya) sığınarak buralarda varlıklarını sürdürmeye çalıştı. Kırım'da kurulan ve Neapolis kentini merkez seçen Geç İskit Krallığı, eski ihtişamından uzak, tarımcı ve yerleşik bir yapıya bürünerek deniz ticaretine tutunmaya çalıştıysa da bir daha asla bozkırların kaderini belirleyecek bir askeri güç konumuna gelemedi.
Sarmat Türklerinin kazandığı bu mutlak zafer, sadece bozkırın hakimi değiştirmekle kalmadı, dünya askeri tarihini de derinden sarstı. Sarmat Türklerinin geliştirdiği ağır zırhlı süvari doktrini ve uzun mızrakla taarruz tekniği, önce ezeli düşmanları Roma İmparatorluğu tarafından kopyalanarak Roma ordusuna entegre edildi, ardından Orta Çağ Avrupa şövalye sisteminin ve taktiklerinin en temel askeri altyapısını oluşturdu.
Kaynaklar
Durmuş, İlhami. İskitler (Sakalar), Ankara: Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, 2008 / Akçağ Yayınları, 2012.
Durmuş, İlhami. Sarmatlar, Ankara: Akçağ Yayınları, 2012.
Durmuş, İlhami. "Sarmatlar", Türkler Ansiklopedisi, Cilt 1, s. 637-647.
Memiş, Ekrem. İskitlerin Tarihi, Konya: Selçuk Üniversitesi Basımevi, 1987 / AltınPost Yayınları.
Memiş, Ekrem. "İskitlerin Uyguladığı Harp Taktiklerinin Diğer Milletler Üzerindeki Etkileri ve Günümüzdeki Belirtileri", Türk Kültürü, Sayı 293, Cilt 25, 1987, s. 49-56
Bahtiyar Aydın
Yeliz Kılıçaslan

