Dinî kimlik ulusal kimliğin önüne geçerse
Bu gün, 12:24

Ulusal kimlik, ortak bir geçmişin, ortak kurumların, hukukun ve birlikte yaşama iradesinin etrafında şekillenebilir. Bu kimliğin kapsayıcı olabilmesi için vatandaşlığın dinî bir koşula bağlanmaması gerekir.
Devlet yöneticileri toplumu sürekli olarak ortak bir din üzerinden tanımladığında, farklı inançlara sahip vatandaşlar kendilerine şu soruyu sorabilir: “Bu ülkenin eşit bir parçası olmak için çoğunluğun inancını paylaşmak zorunda mıyım?”
Bu sorunun ortaya çıkması bile toplumsal birlik açısından önemlidir. Çünkü bir vatandaşın ülkesine aidiyeti, dinî kimliğinin kabul edilmesine bağlı olmamalıdır.
Üstelik dinî kimlik ile ulusal kimliğin her zaman çatışması gerekmez. İnsan hem dindar hem de güçlü bir ulusal aidiyete sahip olabilir. Sorun, bu kimliklerden birinin devlet eliyle bütün vatandaşlar için zorunlu bir ölçüye dönüştürülmesidir.
Birlik, benzerlik dayatmasıyla değil, farklılıkların eşitliğiyle güçlenir.
Laiklik neden gereklidir?
Laiklik, dini toplumdan silmek veya inanan insanları kamusal yaşamın dışına çıkarmak anlamına gelmemelidir. Demokratik bir anlayışta laiklik, devletin dinî inançlar karşısında tarafsız kalmasını ve hiçbir vatandaşın inancı nedeniyle ayrımcılığa uğramamasını güvence altına alır.
Devletin görevi insanlara neye inanacaklarını söylemek değil, onların inançlarını özgürce yaşayabilecekleri veya inançsızlıklarını ifade edebilecekleri bir hukuk düzeni kurmaktır.
Bu nedenle laiklik yalnızca din ile devlet arasında kurumsal bir ayrım değildir. Aynı zamanda eşit vatandaşlığın güvencelerinden biridir.
Elbette laikliğin varlığı tek başına adaleti garanti etmez. Hukukun bağımsızlığı, temel hakların korunması, ifade özgürlüğü ve iktidarın denetlenebilmesi de gerekir. Fakat devletin belirli bir dinin temsilcisi gibi davranmaması, eşitliğin kurulabilmesi için önemli bir koşuldur.
Efsane Afşar Sayınqala

