İSKİT-SAKA TÜRKLERİNİN BİR KOLU: PARTLAR İSKİT-SAKA-OĞUZ-TÜRK BAĞI

Bu gün, 12:14           
İSKİT-SAKA TÜRKLERİNİN BİR KOLU: PARTLAR İSKİT-SAKA-OĞUZ-TÜRK BAĞI
1.1. Tarihsel ve Etimolojik Temeller: İskitlerin Kurucu Atası "Targitaos" ve Türk Kimliği
Herodot (M.Ö. 5. yy), Strabon (M.Ö. 64/63 – M.S. 24) ve Plinius (M.S. 23–79) başta olmak üzere birçok Eski Çağ tarihçisi ve coğrafyacısı; İskitlerin diğer adının "Saka" olduğunu belirtir. Gaius Plinius Secundus, Naturalis Historia (Doğa Tarihi) adlı anıtsal eserinde bu özdeşliği şu net sözlerle ortaya koyar (Plinius, Natural History, Book 6, sections 19-L/50):
"Ötesinde bazı İskit kabileleri vardır. Persler bunlara Perslere en yakın kabile olan Sacae genel adını vermişlerdir."
Antik Çağ coğrafyacısı Strabon da eserinde İskit-Saka birlikteliği hakkında son derece önemli tespitlerde bulunur ve İskitlerin doğuda kalan uzantılarının Massagetler ve Sakalar adıyla anıldığını kesin olarak belirtir (Strabon, Coğrafya, Kitap XI, Bölüm 😎.
1.2. Targitaos Efsanesi ve Tarkan Unvanı
Herodot, Tarih (Melpomene) adlı eserinde İskitlerin efsanevi kurucu atasının adının Targitaus olduğunu söyler. Antik Yunancada (Grekçe) Targitaos (Ταργιταος), Latince metninde ise Targitaus olarak geçen bu isim, köken itibarıyla Antik Yunancadaki Tarkāna (Τρακανα) isminden türemiş Türkçe kökenli bir sözcüktür (Herodotos, Tarih, IV.5-7).
Tarkana ismi, Türk dillerinde büyük komutan ve devlet görevlisi unvanı olan, Gök-Türk ve Yenisey yazıtlarında da sıklıkla karşımıza çıkan "Tarkan" sözcüğünün Yunanca ve Latince söyleniş şeklidir. Sergey R. Tokhtasyev'in Eskiçağ Tarihi Dergisi'nde yayınlanan çalışması, bu onomastik bağı doğrulamaktadır (Tokhtasyev, 2013, ss. 193-196).
"Tarkan" sözcüğü Türklerde ve Moğollarda; başkomutan, demirci, demir ustası, devlet görevlisi ve savaşçı/asker anlamlarına gelir. Şamanların (kam) ata mesleği demircilik olup, demirci şamanlar da "Tarkan" ismiyle anılırlar. Bu isim Türk boyları arasında tarih boyunca Tarhan, Targan, Dargan ve Darkan olarak da telaffuz edilmiştir.
İskitlerin Türklerin ataları olduklarına dair deliller Bizans kaynaklarında da vardır. Bu kaynakların en önemlisi, Bizans İmparatoru II. Justinus tarafından M.S. 568'de Batı Göktürk İmparatorluğu'na elçi olarak gönderilen Zemarkhos'un yolculuğunu ve Türk Kağanı İstemi tarafından kabul edilişini anlatan tarihçi Menandros Protektor'dur. Menandros, İskit Sakalarla Türklerin aynı kavimden olduklarını ifade etmektedir (Menandros Protektor, Tarih, Fragman 10, 1-3, ss. 115-138).
Menandros'un gözlemlerine göre:
Türkler önceleri "Saka" ismiyle anılmaktadır.
Gök-Türk Kağanı İstemi'nin Bizans'a gönderdiği mektup "İskit Harfleriyle" (İskitlerin kullandığı Türk Tamga Yazısı/Gök-Türkçe) yazılıdır.
Yine Menandros'un eserinde; Bizans'a Gök-Türk kağanlığı elçisi olarak giden Maniakh'ın ölümü üzerine onun yerine Tagma adlı Tarkhan (Ταρχάν) unvanlı Gök-Türk elçisinin göreve getirildiğinden bahseder. Aynı eserde geçen İskit-Saka Türklerinin bir kolu olan Avar Kağanı Bayan'ın elçisinin adı Targitius'tur (Ταργίτιον). Menandros'a göre Avar Kağanı Bayan, İskit ve Hunların devamcısı olarak gösterilir. Yine aynı eserde, (Oğuz/Oğur Boylarından olan) Kutrigurlar ile Utigurların lideri olarak gösterilir. Kutrigurlardan Hun Kutrigurlar olarak bahsedilir.
Antik Çağ Coğrafyacısı Strabon eserinde İskit-Saka Türkleri ile ilgili önemli tespitlerde bulunur ve İskitlerin doğuda olanlarının; Massagetler ve Sakalar adıyla anıldığını belirtir (Strabon, Coğrafya - Kitap XI, Bölüm 8 Strabon (Yunanca: Στράβων; MÖ 64 - MS 24)).
Yine VI. YY.da yaşayan Bizanslı Tarihçi ve Coğrafyacı Theophanes ise Chronography adlı eserinde İskit-Sakaların bir kolu olan Massagetler'in Türk olduğunu şu sözlerle anlatır:
"Tanaid'in (Tanais, Sir-Derya Nehri) doğusunda, kadim zamanlarda adlarına Massagetæ denilen Türkler yaşar."
Bu bilgilerden hareketle, Eski Çağ uluslarından olan İskit-Sakaların Ogur/Oğuzlar olduğu ve Türklerin ataları olduğu açıkça görülür.
1.3. Herodot Anlatısının Türk Kültür Kodlarıyla Analizi
Herodot'un Tarih eserinde kaydettiği İskit efsanesi şöyledir:
"Skyth'ler (İskitler), kendilerini ırkların en genci sayarlar... Bu ülke boştu, burada ilk olarak Targitaos (Tarkan/Türklerin Atası) adında bir adam doğdu. Bu Targitaos'un babası Zeus, anası da Borysthenes ırmağının kızıymış... Üç çocuğu olmuş: Lipoxais, Arpoxais ve en küçükleri Koloxais. Bunların zamanında Skythia'ya, gökyüzünden altından yapılma zanaat araçları düşüyor: bir saban, bir boyunduruk, bir balta ve bir kupa... Bunları en küçükleri alıp evine götürüyor. Mucizeyi gören büyükler, iktidarı en küçüklerine bırakıyorlar... Tümü de Skolotoi (Saka) diye anılırlar..." (Herodotos, Tarih, IV.5-7).
Bu efsanevi metin, Türk kültür tarihi ve mitolojisiyle tam bir uyum içerisindedir:
Irkların En Genci: Herodot'un "Skyth'ler kendilerini ırkların en genci sayarlar" tanımlaması, Divânu Lügati't-Türk'te Kaşgarlı Mahmud'un "Türk" kelimesinin anlamını tarif ederken kullandığı "gençlik, kuvvetlilik ve zindelik" tanımına tam anlamıyla uymaktadır (Kaşgarlı Mahmud, Divânu Lügati't-Türk).
Gök-Tanrı Soyu: Türklerin atasının babasının Zeus (Gök Tanrısı) olarak tanımlanması, Orhun Kitabeleri'nde Bilge Kağan Bengü Taşı'nda geçen: "Tengriteg Tengride bolmuş Türk Bilge Kagan: Tanrı gibi Gökte (Cennette) olmuş Türk Bilge Kağanı" ifadesiyle eskatolojik olarak birebir örtüşür.
Gökten Düşen Altın Araçlar: Gökten yeryüzüne düşen saban, boyunduruk, balta ve kupa sembolleri; Türklerin dünya tarihinde ilk kez atı ehlileştiren, madeni (özellikle demiri) üstün bir ustalıkla işleyen, aynı zamanda toprağı işleyerek tarım yapan savaşçı ve teşkilatçı bir millet olduğunu simgeler.
1.4. Coğrafi Bir İspat: Tarkhankut Burnu
İskit-Saka Türkleri, Latince Targitaus, Türkçe "Tarkan" adıyla anılan kurucu atalarına saygılarından ötürü, antik kaynaklarda "Taurica (Türk)" ismi ile anılan İskit-Saka yerleşim merkezi Kırım Yarımadası'nın Karadeniz'in batısına bakan burnuna, kurucu atalarının adını yaşatmak için Tarkhankut ismini vermişlerdir. Günümüzde bu bölge halen Tarkhankut ismi ile anılmaktadır.
Bu birleşik sözcük tamamen Türkçe kökenlidir:
Tarkan: Büyük Türk komutanlarına verilen unvan, demir ustası, şaman lideri.
Kut: Türkçede; Tanrı'dan bahşedilen güç, kuvvet, talih, uğur, yetki, ilahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket; devlet idaresinde güç ve yetki bakımından sahip olunan üstün meşruiyet ve mutluluk anlamına gelmektedir.
1.5. Çin Kaynaklarında Maddi ve Yazılı Tanıklıklar: "Sai" (Saka), "Anxi" (Part) ve "Tujue" (Gök-Türk) Şeceresi
Geleneksel olarak İskit-Saka medeniyetini sadece Batı (Grek-Latin) ve Ön Asya (Asur-Pers) kaynakları üzerinden okuma hatası, Çin hanedan yıllıklarının (Ershisi Shi) titiz ve sansürsüz etnik kayıtları karşısında çökmektedir. Çin kaynakları, M.Ö. I. binyıldan itibaren Orta Asya ve Çin sınırlarında büyük bir güç oluşturan "Sai" (塞 - Saka) toplulukları ile müttefik ve ardıl İskit-Saka soylu güçler olan Xiongnu (Hun) ve Tujue (突厥 - Gök-Türk) kavimleri arasındaki mutlak kan, soy ve coğrafya birliğini resmi devlet arşivleriyle belgeler.
1.5.1. Sui Shu ve Zhou Shu Kayıtları
M.S. 6-7. yüzyıllarda derlenen resmi Çin hanedan kayıtlarından Sui Shu (Cilt 84) ve Zhou Shu (Cilt 50) ile Bei Shi (Kuzey Tarihi), Gök-Türklerin (Tujue) köken şecerelerinden birini aktarırken doğrudan kadim Saka coğrafyasına ve kabile ismine atıf yapar:
"Gök-Türklerin (Tujue) ataları, Hunların (Xiongnu) kuzeyinde bulunan Suo (索) ülkesinden çıkmışlardı. Başlarındaki liderin adı Nişidu (Ni-shu-tu) idi ve kendisi kurttan doğmuştu." (Zhou Shu, Cilt 50, s. 907; Sui Shu, Cilt 84, s. 1864).
1.5.2. "Suo" Teriminin Filolojik ve Coğrafi Karşılığı: Saka
Çin tarihçiliğinde ve tarihsel fonetikte geçen bu "Suo" (索) veya eski telaffuz biçimleriyle "Sop" / "Sai" kelimesi, antik dönemde Tanrı Dağları, İli Havzası ve Pamir bölgesinde yaşayan İskit-Saka (Sacae) topluluklarına Çinlilerin verdiği genel ismin (Sai / Sae) bölgesel diyalekt bükümüdür.
Çinli kronik yazarları, Gök-Türk devletini kuran Aşina soyunun dip etnik hafızasını kaydederken onları doğrudan Hunların kuzeyindeki/batısındaki kadim Saka (Suo) Topluluklarına bağlamaktadır. Bu kayıt, Gök-Türklerin etnik ve kültürel gövdesinin Asya Hunları üzerinden doğrudan İskit-Saka ana köküne bağlandığının Asya kıtasındaki en somut resmi-yazılı belgesidir.
1.5.3. Shiji ve Hanshu Kayıtlarında Anxi (Part) - Saka İlişkisi
Çin hanedan yıllıklarından Shiji (Sima Qian, M.Ö. 1. yy - Cilt 123) ve Hanshu (Ban Gu, M.S. 1. yy - Cilt 96A), Part İmparatorluğu'nu Anxi (安息) olarak adlandırır. Çinli diplomat Zhang Qian'ın (M.Ö. 2. yy) M.Ö. 126 civarında İpek Yolu gözlemlerine dayanan bu kayıtlara göre, Anxi (Part) halkının yaşam tarzı, atlı okçuluk yetenekleri, hemen komşuları olan Sai (Saka) ve Yuezhi topluluklarıyla aynı bozkır kültür genine dayanmaktadır (Sima Qian, Shiji, Cilt 123; Watson, 1993, ss. 231-235).
1.6. Saka-Gök-Türk Sürekliliği: Tarihsel ve Dilbilimsel Organik Bağ
İskit-Saka dünyasının proto-Türk karakteri, sadece Hun basamağı üzerinden değil, doğrudan Gök-Türk İmparatorluğu dönemine uzanan devlet geleneği, alfabe, tamga ve unvan mirasındaki mutlak aynılıkla da tescillidir. Gök-Türklerin kendilerini "Saka" mirasının doğrudan varisleri ve devamı olarak görmesi, Bizans diplomatik arşivlerindeki en somut karşılığını bulmuştur.
1.6.1. Menandros Protektor'un Tarihi Şahitliği
Bizans İmparatoru II. Justinus tarafından M.S. 568 yılında Batı Gök-Türk İmparatorluğu Kağanı İstemi Yabgu'ya elçi olarak gönderilen Zemarkhos'un seyahat notlarını ve raporlarını aktaran tarihçi Menandros Protektor, İskit-Saka toplulukları ile Türklerin tamamen aynı kavim olduğunu ilan eder (Menandros Protektor, Tarih, Fragman 10, 1-3, ss. 115-138):
İsim Aynılığı: Menandros'un gözlemlerine ve antik Bizans devlet hafızasına göre, Doğu Roma sarayında "Türk" olarak adlandırılan bu yeni kudretli güç, antik çağda ve önceleri doğrudan "Saka" ismiyle anılmaktaydı. Bizans kroniklerinde kullanılan "Bizim bugün Türk dediklerimiz, eskiden Saka/İskit adıyla anılan halktır" ifadesi, bu etnik sürekliliğin en açık kanıtıdır.
Yazı ve Alfabe Ortaklığı: Gök-Türk Kağanı İstemi Yabgu'nun Bizans İmparatoru'na gönderdiği ve Zemarkhos eliyle Konstantinopolis'e ulaşan diplomatik mektup, Menandros tarafından "İskit Harfleriyle" (Scythian letters) yazılmış olarak tanımlanır. Bu harfler, Karadeniz'in kuzeyindeki İskit-Saka kurganlarında (örneğin Esik Kurganı gümüş çanağındaki runik yazıtlarda) prototipleri bulunan ve Gök-Türk döneminde evrensel bir devlet alfabesine dönüşen Runik Türk Alfabesi'nden başkası değildir.
Yine 7. yüzyıl D.Roma tarihçisi Theophylaktos Simokattes, Histories adlı eserinde: "Türkler olarak adlandırdığımız doğu İskitleri" tanımını kullanmıştır.
1.6.2. Unvan ve Kurumsal Süreklilik
Sakaların askeri ve sosyal idare mekanizmasında yer alan unvanların, Gök-Türk idari sisteminde aynen korunmuş olması kurumsal sürekliliğin en büyük delilidir. İskitlerin kurucu atasının adında saklı olan Tarkan (Targitaos) unvanı, Gök-Türk devlet hiyerarşisinde en yüksek askeri-idari rütbelerden biri olarak varlığını sürdürmüştür. Keza, İskit-Saka boylarında görülen "boy sistemine dayalı askeri teşkilatlanma" (On Ok teşkilatı) ve kadim kurt tamgası, Gök-Türk devletinin de kurucu temelidir.
Doğu Part / Hind-Part (Gondophares) epigrafisinde geçen Kharosthi yazıtlarında da askeri idarecilere verilen "Tarkhana" ve "Ksatrapa" unvanları, Saka-Part askeri unvan mirasının bir diğer somut kanıtıdır (Senior, 2001, ss. 45-52).
1.7. İskit-Saka ve Oğuz/Oğur Türk Boyları Arasındaki Organik Bağ
İskitlerin ve onun doğudaki uzantısı olan Sakaların Türk kökenli olduğu tezi, doğrudan Geç Antikçağ ve Bizans kaynaklarındaki kabile tasnifleriyle sabittir.
1.7.1. Agathias Kayıtlarında Oğuz/Oğur Kabileleri
M.S. 6. yüzyıl tarihçisi ve şairi Myrina'lı Agathias, Historiarum Libri Cinque (Beş Tarih Kitabı) adlı eserinde Hunların kökenini anlatırken, onların "İskitler" genel adıyla anıldığını ve doğrudan Oğur/Oğuz kabilelerinin isimlerini taşıdıklarını şu sözlerle ifade eder (Agathias, V, 11, 1-4):
"Antik çağlarda Hunlar, Don nehrinin kuzeyindeki Maeotis gölünün doğusundaki bölgede, Imaeus Dağı'nın yakın tarafında Asya'ya yerleşen diğer barbar halklar gibi yerleşmişlerdi. Tüm bu halklar İskitler veya Hunlar genel adıyla anılırken, bireysel kabilelerin (Oğur/Oğuz kabileleri) Cotrigurlar, Utigurlar, Ultizurlar, Burugundiler gibi atalarının geleneğine dayanan kendi özel isimleri vardı..."
1.7.2. "İskit" ve "Oğuz" Kelimelerinin Dilbilimsel Eşdeğerliği
İskit: Grekçe Skuthēs (Σκύθης) kelimesinden gelir ve "okçu" anlamı taşır.
Oğuz: Dil bilimci J. Nemeth ve Prof. Dr. Faruk Sümer'in çalışmalarında ortaya koyduğu üzere, "Ok + uz" biçiminde tahlil edilir. "Ok" boy/kabile, "z/uz" ise eski Türkçede ikilik/çoğulluk ekidir. Dolayısıyla Oğuz, "boylar birliği" veya "ok boyları" demektir (Nemeth, 1991, ss. 45-47; Sümer, 1980, s. 1).
Batı Gök-Türk devletinin "On-Ok" olarak anılması ve Oğuz elinin "Boz-Ok" ve "Üç-Ok" olarak iki kola ayrılması bu "ok" sisteminin devamıdır. Dil bilimci N. A. Baskakov ise Oğuz ve Oğur kelimelerinin ilişkisini, Türk dillerindeki r ~ z fonetik ses denklemi üzerinden açıklar (Baskakov, 1982, ss. 88-90). Baskakov'a göre Oğuz, Oğur, Uğur, Uygur aynı kökten türeyen kelimelerdir. Eski Rus yıllıklarındaki Uġuz, Uur, Uz kelimeleri Oğuz adının adaptasyonudur. Onogur (On Oğur/Oğuz), Saragur (Sarı Oğur), Kotrigur (Otuz Oğur/Oğuz) kabile isimleri de bu dilsel birliğin sarsılmaz kanıtlarıdır.
Türk destan edebiyatı da bu birliği doğrudan doğrulamaktadır. Oğuz Kağan Destanı'nın en eski nüshasında Oğuz Kağan: "Ben uygurların kağanıyım ve yer yüzünün dört köşesinin kağanı olsam gerektir" (Bang & Rahmeti, 1936, s. 17) diyerek Oğuz-Uygur birliğini vurgular. Reşîdeddin Fazlullah'ın Câmi'üt-Tevarih eserinde naklettiği Oğuz Destanı varyantında ise Oğuz Kağan: "Ben bir otağda doğduğum için adımı Oğura koymak gerekir" (Togan, 1982, s. 18) diyerek ismini doğrudan "Oğur" kelimesiyle ilişkilendirir. Divânu Lügati't-Türk'te bu kelime; vakit, imkân, fırsat, hayır ve bereket anlamlarında "ogur" (uğurlu) sözüyle geçmektedir (Kaşgarlı Mahmud, Divânu Lügati't-Türk, I, 55).
1.8. Bizans Savaş Sanatı Kitabında İskit-Saka Türkleri, Avarlar ve Gök-Türkler
Pseudo-Maurice, Strategicon (11, 2) adlı eserinde İskit-Saka Türklerinin, Avarların ve Gök-Türklerin ataları olduğunu şöyle anlatmaktadır (Pseudo-Maurice, Strategicon, 11, 2):
"İskitlerle; yani Avarlarla, Türklerle ve yaşam tarzları buna benzeyen diğerleriyle uğraşmak: İskit Halkları tabiri caizse; yaşam biçimleri ve örgütlenmeleri bakımından birdir. Bu örgütlenme ilkeldir ve birçok halkı içerir (Boylar Birliği). Bu halklardan yalnızca Türkler ve Avarlar; askeri örgütlenmeyle ilgilenir ve bu (örgütlenme) onları meydan savaşları söz konusu olduğunda diğer İskit milletlerinden daha güçlü kılar. Türk Ulusu çok kalabalık ve bağımsızdır. Çoğu insan çabasında çok yönlü veya yetenekli değillerdir ve kendilerini düşmanlarına karşı cesurca davranmaktan başka bir şey için eğitmemişlerdir. Avarlar ise, (savaşta) hilekâr ve askeri konularda çok deneyimlidir."
1.9. Geç Dönem Kayıtlarında Süreklilik: Hun, Avar ve Gök-Türklerin İskit Kimliği
İskit-Saka gövdesinin Türk tarihinin ana omurgasını oluşturduğu gerçeği, Geç Antik ve Bizans yazarlarınca hiçbir tereddüde yer bırakılmaksızın savunulmuştur.
M.S. 448 yılında Doğu Roma (Bizans) adına bir diplomatik heyetle Hun İmparatoru Attila'yı ziyaret eden Panium'lu Priscus, yazdığı hatırat ve tarihi parçalarda Avrupa Hun Türklerini doğrudan "İskitler", Başbuğ Attila'yı "İskit Kralı", Hun İmparatorluğu coğrafyasını ise "İskitya" olarak adlandırır (Priscus, Fragments, ed. Blockley, 1983, Fragman 8, ss. 45-60).
1.10. Arkeolojik, Kültürel, Numizmatik ve Paleogenetik Kanıtlar
Farklı coğrafyalara dağılan ve zamanla farklı isimler alan bu kollar (Greklerde Skythioi, Perslerde Saka, Asur'da Aşguzai/Gimirrai, Çin'de Sai/Suo), koptukları ana gövdenin maddi kültür genini Asya'dan Avrupa içlerine kadar korumuşlardır.
Numizmatik ve İkonografik Bulgular: Part İmparatorluğu'nun kurucusu I. Arsak (Arsaces I) ve ardıllarının bastırdığı gümüş drahmilerde krallar, Hellenistik taç yerine Altay-Pazırık ve Kırım İskit kurganlarında rastlanan kadim Saka/Bozkır göçebe börkü ve kıyafetiyle, elinde bozkır yayı ile resmedilmiştir (Sellwood, 1980, ss. 8-14; Wroth, 1903, ss. 1-5).
Paleogenetik (aDNA) Analizleri: Parni/Dahae coğrafyası ile Demir Çağı İskit-Saka, Hun ve bozkır göçebe insan kalıntıları üzerinde yapılan antik DNA araştırmaları, belirgin bir otozomal yakınlık ve kesintisiz genetik Avrasya bozkır sürekliliği ortaya koymuştur (Unterländer et al., 2017, Nature Communications; Damgaard et al., 2018, Nature).
PARTLAR: İSKİT SAKA TÜRKLERİNİN BİR KOLU
Part sözcüğü etimolojik köken olarak Türkçe kökenli bir sözcüktür. Divânu Lügati't-Türk'te Partu sözcüğü üste giyilen pardesü elbisenin bir parçası anlamına gelir aynı şekilde barça sözcüğü de Divânu Lügati't-Türk'e göre bütünün bir parçası anlamına gelmektedir. Eski Uygur Türkçesi Sözlüğünde de Parça-Barça sözcüğü eş anlamlı sözcüklerdir (Ahmed Caferoğlu, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü). Justinus tarihinde İskit dilinde sürgünlere Parti dendiğini partların isimlerinin buradan geldiği ifade edilir ki bu da Partların İskitlerden kopan bir parça olduğunu etimolojik ve kavramsal olarak açıklar. Barça-Parça-Partu sözcükleri başta Farsça olmak üzere Hint-Avrupa ve batı dillerine Türkçe Barça-Parça-Partu sözcüklerinden geçmiş part, parti sözcükleri köken olarak Türkçeden yabancı dillere geçmiştir.
Yunan coğrafyacı Strabo'ya göre Partlar İskitliydi ve kralı Arsaces, Orta Asya'daki Dahae konfederasyonunun üç kabilesinden biri olan Parni'nin lideri olan bir İskit reisiydi (Strabon, Coğrafya, s. 271, Kitap XI, Bölüm 9):
"Ancak Toros Dağları dışındaki ülkelerde devrim girişimleri olduğunda, bu ülkeleri de yöneten Suriye ve Med krallarının başka işlerle meşgul olmaları nedeniyle, bu ülkelerin yönetiminden sorumlu olanlar önce isyanı başlattılar. s275 Baktriya ve çevresindeki tüm bölgeyi kastediyorum; Euthydemus ve takipçilerini; ve sonra İskitli Arsaces, bazı Daeae'lerle (Ochus nehri boyunca yaşayan göçebe Aparniler olarak adlandırılanları kastediyorum) birlikte Partlara saldırdı ve orayı fethetti. Başlangıçta Arsaces zayıftı, hem kendisi hem de halefleri, topraklarından mahrum bıraktıkları kişilerle sürekli savaş halindeydi; ancak daha sonra, savaşlardaki başarılarıyla komşu toprakları sürekli ele geçirerek o kadar güçlendiler ki, sonunda Fırat içindeki tüm ülkenin efendileri oldular. Ayrıca İskitleri ve daha da öncesinde Eucratides ve takipçilerini kendilerine boyun eğmeye zorlayarak Baktriya'nın bir kısmını da ele geçirdiler; ve şu anda o kadar çok toprak ve o kadar çok kabileye hükmediyorlar ki, imparatorluklarının büyüklüğü bakımından bir bakıma Romalılara rakip oldular. Bunun sebebi, yaşam biçimleri ve gelenekleridir; bu gelenekler, barbar ve İskit karakterli birçok unsur içermekle birlikte, hegemonyaya ve savaşta başarıya daha elverişli unsurlar da barındırmaktadır."
Yunan coğrafyacı Isidoros Charakenos da Mansiones Parthicae (11) adlı eserinde Part krallarının taç giydiği ilk şehir olarak Asaak (Asak) kentini kaydeder ki bu isim doğrudan "As / Asak" (Saka) etnonimine dayanmaktadır.
Etimolojik Çözümlemeler:
Aparniler: Türkçe Aparmak fiilinden gelmektedir.
Arsak: Er-Saka (savaşçı saka), Arı (arınmış saka) anlamlarına gelir.
"Sak" sözcüğü; "Er Erdemi" denilen Eski Türk Savaş Sanatında uyanık, gözü açık, etrafı kolaçan eden ve tetikte bekleyen gözcülere verilen askerî bir terim ve komuttur. "Saka" sözcüğü ise, "dağ yamacı" anlamında kullanılır. "Saka" kelimesi, bir yönüyle "gözü açık, uyanık savaşçı" anlamlarını da ihtiva eder; Dîvânu Lugâti't-Türk'te de bu şekilde belirtilir. İskit Türklerinin diğer adı Sakalar'dır.
Arsak Altay Türkçesinde; Düzgün olmayan, pürüzlü, eğri büğrü anlamına gelmektedir (Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali ve Muvaffak Duranlı, Altayca - Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu (TDK) Yayınları, Ankara, 1999, Sayfa: 28).
Deniz Karakurt'un hazırladığı Açıklamalı Türk dillerinden Anadolu Türkçesi’ne Aktarma sözlüğünde ise Arsak sözcüğü: 1. Esmer, 2. Makara, 3. Eğri anlamına gelmektedir.
Romalı Tarihçi Marcus Junianus Justinus'un Anlatımında Partlar
Romalı Tarihçi Marcus Junianus Justinus Tarih kitabında Partların İskitlerin bir kolu olduğunu şu şekilde anlatmaktadır:
KİTAP 2
"[2.1] İskitlerin çok büyük ve görkemli olan eylemlerini anlatırken kökenlerinden başlamalıyız; 2 çünkü imparatorluklarından daha az ünlü olmayan bir yükselişleri vardı; ne de kadınlarının cesur eylemlerinden çok erkeklerinin yönetimiyle ünlüydüler. 3 Erkekler Partlar ve Baktriyalıların kurucuları olduklarından, kadınlar Amazon krallığına yerleştiler; 4 Öyle ki, erkek ve dişilerinin işlerini kıyaslayanlar için, hangi cinsin daha seçkin olduğuna karar vermek zordur."
KİTAP 40 - 41
"[41.1] Doğu imparatorluğunun şu anda ellerinde olduğu Partlar, dünyayı Romalılarla adeta paylaştıktan sonra, aslen İskitya'dan sürgün edilmişlerdi. 2 Bu, adlarından da anlaşılıyor; çünkü İskit dilinde sürgünlere Parti denir. 3 Asurlular ve Medler döneminde, doğunun tüm halkları arasında en az bilineniydiler. 4 Daha sonra, doğu imparatorluğu Medlerden Perslere geçtiğinde de, isimsiz bir sürü gibiydiler ve daha güçlü olanın egemenliğine düştüler. 5 Sonunda, doğuyu fethettiklerinde Makedonlara tabi oldular; 6 bu yüzden, sadece köle oldukları ulusların üzerinde hüküm sürecek kadar büyük bir refaha ulaşmış olmaları herkese şaşırtıcı gelmelidir. 7 Romalılar tarafından üç savaşta saldırıya uğradıklarında, en büyük generallerin komutasında ve cumhuriyetin en parlak döneminde, tüm uluslar arasında yalnızca onlar onlara denk olmakla kalmadılar, aynı zamanda zafer kazandılar; 8 ancak, eski zamanlardan beri meşhur olan Asur, Med ve Pers imparatorlukları ve binlerce şehirle dolu en güçlü Baktriya egemenliği arasında yükselmek, uzaktan gelen bir halka karşı savaşta zafer kazanmaktan daha büyük bir şeref olabilirdi; 9 özellikle de İskitler ve diğer komşu uluslarla sürekli olarak şiddetli savaşlarla ve çeşitli diğer zorlu mücadelelerle boğuşurken.
10 Partlar, yurt içindeki anlaşmazlıklar yüzünden İskitya'yı terk etmek zorunda kalınca, Hyrkania, Dahae, Arei, Sparni ve Margiani arasındaki çöllere yavaş yavaş yerleştiler. 11 Daha sonra sınırlarını genişlettiler; komşuları başlangıçta hiçbir direniş göstermese de, sonunda onları engellemeye çalıştılar ve Partlar sadece geniş düzlükleri değil, aynı zamanda dik tepeleri ve dağların yükseklerini de ele geçirdiler. 12 Bu nedenle Part topraklarının çoğu yerinde aşırı sıcak veya soğuk hakimdir; çünkü yüksek yerlerde kar sorun yaratırken, düzlüklerde sıcaklık yüksektir.
[41.2] Makedon iktidarından isyan ettikten sonra ulusun yönetimi kralların elindeydi. 2 Kraliyet otoritesinden sonra halk yönetimi gelir; savaşta generalleri, barışta ise yöneticileri halktan seçerler. 3 Dilleri, İskitler ve Medlerin dilleri arasında bir şeydir, ikisinin de birleşimidir. 4 Giysileri eskiden kendilerine özgü bir tarzdaydı; daha sonra, güçleri arttığında, Medlerinki gibi hafif ve bol dökümlü hale geldi. Silahlarının tarzı kendi ülkelerinin ve İskitya'nın tarzıdır. 5 Diğer uluslar gibi özgür insanlardan oluşan bir orduları yoktur, çoğunlukla kölelerden oluşur; sayıları her geçen gün artar, çünkü hiçbirine özgür bırakma yetkisi verilmez ve sonuç olarak tüm çocukları köle olarak doğar. Bu köleleri kendi çocukları gibi özenle yetiştirirler ve onlara büyük bir özenle binicilik ve okçuluk sanatlarını öğretirler. 6. Kim ne kadar zenginse, krala da o kadar çok savaş süvarisi sağlar. Nitekim, Antonius Partlara karşı savaşırken elli bin süvariyle karşılaştığında, bunların sadece dört yüzü özgür insandı.
7 Düşmanla yakın dövüşe girmekten ve şehirleri kuşatarak ele geçirmekten hiçbir şey bilmezler. At üzerinde savaşırlar, ya dörtnala ileri giderler ya da sırtlarını dönerler. Sıklıkla da kaçıyormuş gibi yaparlar ki, oklarıyla yaralanmaktan kaçınmak için takipçilerini hazırlıksız yakalasınlar. 8 Aralarında savaş sinyali borazanla değil, davulla verilir. Uzun süre savaşamazlar; fakat güçleri ve azimleri saldırılarının şiddetine eşit olsaydı, karşı konulamaz olurlardı. 9 Genellikle çatışmanın en kızgın anında düşmanın önünde geri çekilirler ve geri çekildikten kısa bir süre sonra tekrar savaşa dönerler; bu yüzden onları yendiğinizden en emin olduğunuzda bile, onlardan gelen en büyük tehlikeyle karşı karşıya kalırsınız. 10 Zırhları ve atlarının zırhları, bir kuşun tüyleri gibi birbirinin üzerine binen levhalardan oluşur ve hem insanı hem de atı tamamen kaplar. Altın ve gümüşü, silahlarını süslemek dışında kullanmazlar.
[41.3] Her erkeğin, farklı nesnelerle arzularını tatmin etmek için birden fazla karısı vardır. Zinadan daha ağır bir suç cezalandırmazlar, 2 ve buna göre kadınlarını sadece eğlencelerden mahrum bırakmakla kalmaz, erkeklerin görüntüsünü bile yasaklarlar. 3 Avda yakaladıkları dışında et yemezler. 4 Her fırsatta ata binerler; savaşa ve ziyafetlere atlarla giderler; kamu ve özel görevlerini atlarla yerine getirirler; dışarı çıkarlar, bir araya gelirler, ticaret yaparlar ve konuşurlar. Aslında köleler ile özgür insanlar arasındaki fark, kölelerin yaya olarak, özgür insanların ise sadece at üzerinde gitmesidir. 5 Cesetleri kuşlar veya köpekler tarafından parçalanmaya bırakarak ortadan kaldırırlar; sonunda çıplak kemikleri toprağa gömerler.
6 Batıl inançlarında ve tanrılarına tapınmalarında, en büyük saygıyı nehirlere gösterirler. 7 Halkın mizacı gururlu, kavgacı, vefasız ve küstahtır; çünkü erkeklere belli bir kabalık, kadınlara ise sadece kadınlara yakışır davranışlar sergilerler. 8 Her zaman huzursuzdurlar ve yurt içinde veya dışında her türlü kargaşaya hazırdırlar; doğaları gereği suskundurlar; konuşmaktan çok hareket etmeye meyillidirler ve bu nedenle hem başarılarını hem de başarısızlıklarını sessizliğe büründürürler. 9 Prenslerine itaatleri alçakgönüllülükten değil, korkudandır. Şehvet düşkünüdürler, ancak beslenmede tutumludurlar. 10 Sözlerine veya vaatlerine, çıkarlarına uygun olduğu ölçüde dışında, hiçbir önem vermezler."
Justinus tarihinde İskitlerin bir kolu olan Partların dillerinin iskitçe ve medce karışımı bir dil olduğu belirtilir. Menandros'un Göktürklerin önceleri iskitlerin diğer adı olan Saka ismiyle anıldığı, yazılarının ve ayinlerinin iskitçe olduğu yani Türkçe olduğu bilgisi ile Justinus tarihinde verilen bilgiler örtüşmektedir.
İskitlerin bir kolu olan Partların tıpkı Hunlar, Avarlar, Göktürkler, Selçuklular ve Bozkır Türk kavimleri gibi ok ve yayla at üstünde savaştıkları geriye doğru ok attıkları Türklerin Turan, Hilal, Kurt kapanı olarak nitelendirdiği sahte geri çekilme taktiğini ustalıkla kullandıkları görülür. Bu savaş Sanatı Türklere ait savaş sanatıdır.
İSKİT-SAKALARIN BİR PARÇASI OLAN PARTLARIN KULLANDIĞI VUR-KAÇ ADI VERİLEN GERİLLA TAKTİKLERİ TARİHTE İLK DEFA TÜRKLER TARAFINDAN KULLANILMIŞ TÜRKLERE ÖZGÜ BİR SAVAŞ SANATIDIR.
Dünya Savaş Tarihi incelendiğinde vur-kaç adı verilen sahte geri çekilme, gerilla taktiği Türk Savaşçılar tarafından ustalıkla kullanılmıştır.
Bunun ilk örneğine Perslerin efsane kralı Kiros'un kalabalık ve güçlü ordusunu sahte geri çekilme taktiği ile yenen İskit Saka Türk Kadın kraliçesi Tomris Hatun ile ilgili tarihi anlatıda rastlamak mümkündür. Tarihi kayıtlarda bu olay şöyle anlatılmaktadır (Sextus Julius Frontinus, Stratejiler Kitap II Bölüm V. Pusular Üzerine):
"5 İskitlerin kraliçesi Tamiris (Tomris) ile Perslerin kralı Kiros sonuçsuz bir çatışmaya girince, kraliçe korkmuş gibi yaparak Kiros'u kendi askerlerinin iyi bildiği bir geçide çekti ve orada, aniden karşı karşıya gelerek ve bölgenin doğasının da yardımıyla, tam bir zafer kazandı."
İskit-Saka Türklerinin Vur-Kaç Sahte Geri Çekilme Savaş Taktiği, Herodot Tarihinde şöyle anlatılmaktadır:
120. Bu sözler Skyth'lere ulaştığı zaman karar verdiler, mademki komşuları onlarla kader birliği yapmak istemiyorlardı, onlar da açık bir meydan savaşına girmeyeceklerdi, azar azar toprak bırakarak çekileceklerdi; yolları üstündeki kuyuları dolduracak, çeşmeleri tıkayacak, otları biçeceklerdi. İki gruba ayrıldılar. Birinin kralı Skopasis'ti, bu grup Sauromat'larla birleşecekti; eğer İranlılar bunlara karşı yürürlerse Palus–Maiotis boyunca ve Tanais doğrultusunda yavaş yavaş çekileceklerdi, eğer İranlılar uzaklaşırlarsa peşlerine düşeceklerdi. Bu Skopasis grubu daha yukarıda sözü geçen üç krallıktan birisiydi. Öbür iki krallıktan İdanthyrsos yönetiminde olan büyüğü ile Taxakis'in hükmü altında bulunan üçüncüsü tek ordu halinde toplanmış ve Gelon ve Budin'lerle de takviye edilmişti; bu ordu bir gün aralıkla İranlıların önünden yavaş yavaş geri çekilerek toprak bırakacak ve alınmış olan kararları uygulayacaktı. Önce kendilerine yardımı reddetmiş olan devletler yönünde gidecek, böylece onları da savaşa zorlamış olacaktı; mademki kendiliklerinden katılmamışlardı İran'a karşı savaşa, şimdi buna zorlanmış olacaklardı; arkasından bu ordu Skythia'ya doğru geri dönecek ve durumu uygun bulursa, saldırıya geçecekti.
121. Bu kararlar alındıktan sonra Skyth'ler, Dareios'a karşı yürüdü; en iyi atlılarını keşif için ileriye göndermişlerdi. Çocuklarının ve kadınlarının içlerinde yaşadıkları arabalar ve bu arabalarla birlikte sürüler de ayrılmış, önceden yola çıkarılmışlardı, yalnız kendi yiyeceklerini sağlayacak kadar bölümünü yanlarında bırakmışlardı; durmadan kuzeye doğru çekileceklerdi.
122. Geri çekilme yolunu ilk olarak bu kervan tutmuştur; bu arada Skyth keşif yolları üç günlük yolda ve İstros dolaylarında İranlılara rastladılar; öbürleri de onların nerede olduklarını öğrendikleri zaman, İran ordusuyla aralarında bir günlük yol vardı; durdular ve toprak üstünde ne varsa silipsüpürdüler. İranlılar, Skyth atlılarını görür görmez peşlerine düştüler, ama öbürleri bir görünüp bir kayboluyorlardı. Sonra iki gruptan birincisinin peşine düştüklerinden, İranlılar doğuya, Tanais'e doğru yürüdüler. Skyth'ler Tanais'i aştılar ve İranlılar da onların peşinden Tanais'i geçtiler. Öyle ki, sonunda Sauromat'ların ülkesini aşıp Budin'lerin ülkesine vardılar.
123. İranlılar, Skythia içerilerinde Sauromat'ların ülkelerinde ilerledikleri sürece bir zarar veremiyorlardı, çünkü her yanları boştu; ama Budin'lerin topraklarına girdiklerinde orada tahtadan yapılma kenti buldular; Budin'ler kenti bırakmışlardı; tek kişi kalmamıştı; kenti yaktılar. Sonra düşmanın peşine düştüler, ama hep uzaktan; ülkeyi geçtiler; önlerine boş stepler çıktı. Bu stepte bir tek insan yaşamaz; Budin'lerin ülkesinin kuzeyinde yedi gün öylece uzanır. Stepin üst yanında Thyssageteialar vardır, Maiotislerin topraklarını geçip Palus–Maiotis denilen göle dökülen dört büyük ırmağın kaynakları oradadır. Bunlar Lykos, Oaros, Tanais ve Syrgis ırmaklarıdır. Hayalet Atlılar.
124. Dareios stepe çıkınca kovalamayı durdurdu ve ordusunu Oaros üzerinde yerleştirdi. Burada tahkimat yaptırdı, aşağı yukarı altmış stad aralıkla sekiz tane büyük kale yaptırdı ki, kalıntıları hâlâ durur, o bu işlerle uğraşırken, kovaladığı Skyth'ler kuzeyden dolanarak yeniden Skythia yolunu tuttular. Büsbütün gözden kaybolmuşlardı. Artık bu hayalet atlıları göremeyen Dareios, yarı yapılmış küçük kaleleri bıraktı ve yön değiştirerek batıya doğru yürüdü, zira Skyth'lerin batıya doğru kaçtıklarını ve onları orada bulacağını sanıyordu.
125. Orduyu cebri yürüyüşle götürüyordu. Skythia'ya vardığında bu sefer birleşmiş olan iki Skyth grubu ile karşılaştı. Bunların peşine düştü, onlar ise hep bir günlük aralık bırakarak çekiliyorlardı. Dareios peşlerini bırakmadığı için, Skyth'ler planlarına göre onu kendileriyle birlik olmak istemeyen ulusların ve en başta Melankhlaneialıların üzerine doğru çekiyorlardı. Bu ülkeyi önce kendileri ve onların peşinden İranlılar yakıp yıktıktan sonra Skyth'ler bu sefer İranlıları Androphag'ların toprakları üzerine çektiler; buranın da altı üstüne geldikten sonra İranlıları Neurileri geçirttiler; bunların da keyfini kaçırttıktan sonra Skyth'ler geri çekilme yolunu Agathyrs'lerin topraklarına yönelttiler. Skyth'lerin önünden kaçan komşularının halini gören Agathyrs'ler daha atik davrandılar, Skyth'lere bir çavuş göndererek, topraklarına girmeyi onlara yasak ettiklerini bildirdiler; eğer girmeye kalkışırlarsa, önce kendileriyle savaşmak zorunda kalacaklardı. Agathyrs'ler bu haberi gönderdikten sonra sınırlarını korumak üzere yürüyüşe geçtiler; niyetleri istilacıya karşı engel koymaktı. Melankhlenos'lar, Androphag'lar ve Neuriler üzerlerine İranlılarla birlikte Skyth'lerin çullandıklarını görmüşler, karşı koymaya kalkışmamışlardı; baştan savurdukları tehditlerini unutmuşlar, sırayla hepsi kuzeyin, barınmak olanağı olmayan boş steplerin yolunu tutmuşlardı. Skyth'ler, Agathyrs'lerin savunmaları karşısında onların topraklarına girmekten vazgeçtiler; İranlıları Neuris'den sonra kendi öz yurtlarına çektiler.
126. Ve bu oyun ara vermeden böylece sürüp gidiyordu. Dareios, Skyth kralı İdanthyrsos'a bir atlı ile haber gönderdi: "Ey garip adam, yapabileceğin başka iki şey varken niçin boyuna kaçıyorsun? Eğer kendini bana karşı koyabilecek kadar güçlü sayıyorsan, ona göre davran, kaçmayı bırak, savaşa gir; yok eğer kendini daha aşağı görüyorsan, gene boyuna yürümekten vazgeç; efendine haraç olarak toprak ve su getir, huzuruna çık."
127. Skyth kralı İdanthyrsos, şu cevabı gönderdi: "İranlı, işte benim kanaatim: Beni hiç kimse ne korkutabilir, ne de önünden kaçmaya zorlayabilir; senden de kaçtığım yok: Şimdiye kadar yapmış olduğum şey, barış zamanında da her zaman yaptığım şeydir. Neden hemen savaşa girmiyorum, onu da sana açıklayayım: Bizim ne kentimiz var, ne de bir tek dikili ağacımız ki, elden gitmesin ya da yakılıp yıkılmasın diye korkup hemen savaşa girelim; ama siz eğer ille de savaşmak istiyorsanız, bizim atalarımızın mezarları var; onları bulun, onlara el kaldırın, o zaman görürsünüz mezarlarımız için dövüşüyor müyüz, dövüşmüyor muyuz. Ama daha önce –ve keyfimiz istemediği sürece– sizinle savaşmayacağız. Bu konu bu kadar. Efendilik konusuna gelince, ben yalnız iki efendi tanıyorum; atam Zeus ve Skyth'lerin kraliçesi Hestia. Ve bir de haraç olarak istediğin ekmek ve su yerine, sana layık olduğun şeyleri göndereceğim; mademki kendini benim efendim sayıyorsun, senin bu palavrana cevap olarak, ağla diyorum sana." (Skyth dilinde atasözü hükmünde bir deyim.) – Çavuş bu cevabı Dareios'a ulaştırmak üzere ayrıldı.
128. Efendi sözü Skyth krallarına çok dokunmuştu. Sauromat'larla birlikte Skopasis'in komutası altında kurulmuş olan grup, bir konferansa çağırmak üzere İonialılara gönderildi; bu dediklerim İstros üzerindeki köprüyü koruyan İonialılardır. Geride kalan Skyth'ler de İranlıları artık daha fazla koşturmamaya karar verdiler, bunun yerine yemeğe oturdukları zaman kollayıp onları tedirgin edeceklerdi. Yemek zamanlarını kolluyor ve kararlarını uyguluyorlardı. Skyth atlıları her seferinde İran atlılarını önlerine katıp kovalıyor, ama İran atlıları kendi yaya askerleri üzerinde toparlanıyorlar, yayalar atlıların yardımına koşuyorlardı. Skyth'ler atlıları geriye attıktan sonra, bu sefer yayalardan çekindikleri için kendileri geri dönüyorlardı. Skyth'ler geceleri bile bu çeşitten çıkışlar yapıyorlardı.
129. İranlıların işine yarayan ve Skyth'lerin Dareios'un kampına zamanlı zamansız yaptıkları akınları güçleştiren tuhaf bir şey vardı: Bu, eşeklerin anırtısı ve katırların görüntüsüydü. Skyth toprağında eşek ve katır yetişmez, – daha önce söylemiştim– ve bütün Skythia'da soğuk yüzünden bir tek eşek ya da katır bulunmaz. Tiz eşek anırtıları Skyth atlarını korkutuyordu. Ve çoğu eşek anırtılarını duyan atlar ürküyorlar, solumaya başlıyorlar, kulaklarını dikiyorlar ve çılgınlık belirtileri gösteriyorlardı, çünkü ne böyle bir ses duymuşlar, ne de böyle bir hayvan görmüşlerdi. İşte İranlıların küçük başarıları buydu.
130. İranlıların tedirginliklerini gören Skyth'ler, onları daha uzun zaman Skythia'da tutabilmek, oradaki günlerini uzatmak ve tam bir yoksulluğa düşürüp acı çektirmek için şöyle bir şey düşündüler: Arada bir kendi sürülerinden birkaçını alıp, çobanlarıyla beraber gizliden kendi handsiyle düşman kampına götürüp bir yerden içeriye salıveriyorlardı. İranlılar ortaya çıkıyor, sürüleri kapıyor, bu sayede canlanıyorlardı.
131. Dareios bir çok defa bu tuzağa yakalandıktan sonra, sonunda kıtlık içine düştüğünü gördü.
Özetlemek ve devam etmek gerekirse M.Ö. VI. yüzyılın sonunda güçlü Pers kralı Darius, İskit Saka Türklerine karşı savaş açtı ve 700 bin kişilik Pers ordusu İskit topraklarını işgal etti. İskitler ise sahte geri çekilme vur-kaç taktiğini uygulayarak Pers Ordusunu yıprattı ve zayıflattı daha sonra İskit/Saka Türk (Skythler) Kağanı (İdanthyrsos) Ülkesini işgal etmek isteyen Pers Kralı Dareios’a bir Elçi ile (çavuşla); bir kuş, bir fare, bir kurbağa ve beş oktan oluşan bir mesaj yolladı.
Mesajı getiren İskit/Saka Türk Elçisi (Çavuş) bunların ne anlama geldiğini söylemeye yetkili olmadığını söyleyip geri döndü. Pers komutanı Gobryas, Dareiosa İskit/Saka Türklerinin (Skythlerin): “Ey Persler eğer, kuş olup uçmaz, fare olup yerin altına girmez, kurbağa olup bataklığa atlamazsanız yurdunuza dönemeyecek, oklarımızla can vereceksiniz” demek istediklerini söylemesine rağmen; Pers Kralı Dareiosa, bu ince mesajı anlamadı ve büyük bir askeri güçle İskit/Saka Türk ülkesini işgal etmek istedi. İskit Türk Ordusunun uyguladığı Vur Kaç taktiği Pers Ordusunun bozguna uğramasına ve büyük kayıplar vermesine neden oldu.
İskit, istihbaratı harika bir şekilde çalıştı. İskitler, sayıları kendilerinden çok olan işgalci Pers ordusuna karşı eski Türk savaş sanatı olan vur-kaç gerilla taktiğini uyguladı. Dariusun ordusu ani habersiz yapılan baskınlarla ağır kayıplar veriyordu. Darius İskitlerin, düz ovada kendi ordusuyla karşı karşıya çarpışmalarını istiyordu.
En sonunda İskit Saka Türk Ordusu ile Darius'un Pers Ordusu karşı karşıya geldi. Tam savaş başlamak üzereyken aniden hattın önüne bir tavşan koştu ve İskitler onu kovalamak için koştular. Bu olayı öğrenen Darius, "Bu insanlar bize büyük bir küçümsemeyle yaklaşıyorlar ve şimdi bana göre Gorbia'nın bana bu hediyelerin anlamını doğru bir şekilde açıkladığını görüyorum." dedi. Aynı gün İskitler, Persleri savaşta yenerek işgalcileri Taurians (Turan) Taurica (Türk) ülkesinden (Bugünkü Ukrayna-Kırımdan) kovdular.
Hunların kökeni İskitlere dayanmaktadır. Çinliler, İÖ 2207 yılında, Çin'in kuzeydoğusunda türeyen ve sürülerinin etleriyle beslenip deri elbiseler giyen Hunlardan söz ederler. Diğer halklarla ticaret yaparken sözleri antlaşma yerine geçerdi. Kendi aralarındaki cinayet ve hırsızlığı kesinlikle idamla Cezalandırırlardı. Çocuklarını avlanmaya ve silah kullanmaya alıştırırlardı. İlk yıllarında kuş ya da fareleri o oklarla vururlar, büyüdükçe yaban tavşanların ve tilkilerin peşine düşerlerdi. Aralarındaki hiç kimse, bir düşman öldürene kadar ya da bir düşmanı öldürecek kadar cesur ve yetenekli olana kadar erkek sayılmazdı. Avantajlı olduğunda, düşmanlarına beklenmedik bir şekilde saldırmak ve avantajı ele geçirdiklerinde hızla çekilmek (Vur-Kaç /Gerilla saldırısı düzenlemek) onların gelenekleriydi. Atlarının muhteşem hızı bu savaş biçimini kolaylaştırırdı. Bu nedenle piyade savaşına alışkın Çinliler, onları takip edemez ve alt edemezlerdi. Hunlar, eğer yeniliyorlarsa, düşmanlarının onları takip etmek için çok ağır koşullarla karşılaşacakları çöllere çekilirlerdi. Silahları oklar, mızraklar ve kılıçlardı. Tutsak almaya çok hevesliydiler ve bu tutsakları daha sonra sürülerini gütmekte kullanırlardı. Tekerlekli arabalar üzerine kurulmuş çadırlarda yaşarlardı. Kadim Hunlar; tabutlarına, ölünün rütbesine göre değerli eşyalarla, altın, gümüş ve mücevherlerle süslenerek yerleştirilirler: lahit ya da türbe yapmazlardı. Birçok hizmetkâr ve cariye cenazede ölüyü takip ederdi ve yaşıyormuş gibi ona hizmet ederdi; asker taburları ona eşlik ederdi ve dolunayda değişime kadar sürecek savaş oyunlarına başlarlardı. Sonra, birçok tutsağın kafalarını keser ve her bir savaşçı ekşi bir sütten yapılmış bir çeşit içkiyle (kımızla) ödüllendirilirdi (Joseph de Guignes, 1748/1757).
Çin kaynaklarında Hun-Türk savaşçıların Vur-Kaç adı verilen savaş taktiği; Hunların savaşta kuş sürüleri gibi birleşip düşmana saldırdıkları, sıkıştıklarında ise bulutlar gibi dağıldıkları örneği ile anlatılır (Han Kitabı: Hiung-nu Belgesi, Cilt 94, Bölüm 1).
(M.Ö.615-617) Tu-küe'lerin (Türklerin) gücü yalnızca ata binmekten ve ok atmaktan oluşuyor; avantajlı bir durum gördüklerinde hücum ediyorlar; bir tehlike sezdiklerinde hemen geri çekiliyorlar: fırtına ve yıldırım gibi uğultuyla uzaklaşıyorlar ve düzenli bir savaş nizamı nedir bilmiyorlar (Gayri nizami Vur-Kaç Gerilla savaşı yapıyorlar). Ok ve yay onların pençeleri ve dişleri, zırhlar ve miğferler onların günlük giysileridir (Savaşa daima hazırdılar) (Liu Mau-Tsai, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, s. 174-175).
(Avrupa Hun-Türkleri) Kışkırtıldıkları zaman savaşırlar, savaşa girdiklerinde yek pare haline gelirler ve korkunç savaş naraları atarlar. Hareketlerinde beklenenin üzerinde son derece süratlidirler ve düşmanlarını şaşırtmayı severler. Buna bağlı olarak aniden dağılır, sonra birleşir ve bunu tekrar ederek (vur-kaç yaparak), düşmana ağır zayiat verdikten sonra her daim kale ve tahkimâtlardan sakınarak düzensiz gruplar halinde bölgeye dağılırlar. Bir açıdan denilebilir ki onlar tüm savaşçıların en çetinidirler. Sıradan mızrak uçları yerine sivriltilmiş kemik uçlu her türden menzilli silahları kullanırlar ve bu kemikleri hayran bırakacak şekilde cirit veya okların sap uçlarına bağlarlar. Fakat yakın mesafede olduklarında kendi güvenliklerini umursamadan kılıçla savaşırlar ve genellikle düşmanları onların saldırılarını püskürtmeye çalışırken; onlar düşmanlarını burmalı ipler ile etrafını dolayıp, ellerini bağlar ve böylece onları ne binek binecek ne de yürüyecek hale getirirler (Ammianus Marcellinus, The Roman History, s. 501).
Çin kaynaklarında Türklerin atı nasıl kullandığına dair şöyle bir ibare bulunmaktadır: "Türkleri üstün yapan atlıları ve okçularıdır. Kendilerine uygun gelirse şiddetle saldırırlar, tehlikede olduklarını sezerlerse rüzgar gibi kaçarlar, şimşek gibi kaybolurlardı." (Prof. Dr. Salim Koca, Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilat, s. 1475).
Çarpışmadan olabildiğince uzak dururlar, düşmanları karşılarına çıktığında dörtnala saldırırlar, sonra onların atış alanlarına girdiklerini görünce ani bir geri dönüş yapar ve gerisin geri giderek oklarını omuzlarının üstlerinden geriye doğru fırlatırlar. "Partların ok taktiği" aynı zamanda bir İskit, Türk ve Moğol taktiğidir. Çinliler, Uygurları: "Hızlıdırlar ve kolay yakalanmazlar; hareket halindeki birliklerin etrafında vızıldayan böcekler gibi dolaşarak onları hırpalarlar" sözcükleriyle anlatır (Jean-Paul Roux, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, s. 40).
Türk vahşi hayvana, kuşa, havadaki hedefe, insana, çömelmiş ya da yere konmuş hayvandan hedeflere, avının üzerine pike yapan kuşlara ok atar. Harici yayına bir ok koymadan Türk on tane ok atar. Bir dağdan inerken veya bir çukur vadinin içine girerken atını çok hızlı sürer. Türkün ikisi yüzünde, ikisi kafasının arkasında olmak üzere dört gözü vardır (El-Cahiz, Türklerin Faziletleri, s. 67-79; İbrahim Doğukan Dokur, Bozkır Orduları Savaş ve Kuşatma Stratejileri).
Türk, Horasanlı gibi geri çekilmez. Geri döndüğü takdirde öldürücü bir zehir, insanın işini bitiren bir ölümdür. Zira arkasındaki insana önündeki insan gibi okunu isabet ettirir. Bu kadar hızlı gitmesine rağmen kement atmasından, kementi ile düşmanın atını yere yıkmasından ve süvariyi atının üzerinden kapıp almasından emin olunamaz (El-Cahiz, Türklerin Faziletleri, s. 67-79).
Bizans Tarihçisi Niketas Khoniates’ın kaydına göre: Türkler, atlarının süratine güvenerek yoğun bir bulut gibi ansızın Bizanslıların üzerine çöküyor ve Bizanslılar daha mızraklarını kullanamadan rüzgâr gibi ortadan kayboluyorlardı (Altay Tayfun Özcan, Türkiye’nin Doğuşu, Ötüken, s. 137).
Fatih Mehmet Yiğit
KAYNAKÇA
Birincil Kaynaklar (Antik ve Orta Çağ Metinleri)
Agathias. (1967). Historiarum Libri Cinque (R. Keydell, Ed.). Berlin: De Gruyter.
Ammianus Marcellinus. (1935). The Roman History (J. C. Rolfe, Trans.). Cambridge, MA: Harvard University Press.
Ban Gu. (1975). Hanshu (漢書 - Han Shu Yıllığı). Pekin: Zhonghua Shuju.
Herodotos. (2006). Tarih (M. Ökmen, Çev.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Isidoros Charakenos. (1914). Parthian Stations (W. H. Schoff, Ed. & Trans.). Philadelphia: Commercial Museum.
Marcus Junianus Justinus. Historiarum Philippicarum (Epitome of Pompeius Trogus), Kitap II, XL.
Menandros Protektor. (1985). The History of Menander the Guardsman (R. C. Blockley, Ed. & Trans.). Liverpool: Francis Cairns.
Plinius Secundus, G. (1947). Natural History (H. Rackham, Trans.). Cambridge, MA: Harvard University Press.
Priscus. (1983). Priscus of Panium: Fragmenta (R. C. Blockley, Ed. & Trans.). Liverpool: Francis Cairns.
Pseudo-Maurice. (1984). Strategicon (G. T. Dennis, Ed. & Trans.). Philadelphia: University of Pennsylvania Press.
Sextus Julius Frontinus. Strategemata (Stratejiler), Kitap II, Bölüm V.
Sima Qian. (1993). Records of the Grand Historian: Han Dynasty II (Shiji Vol. 123) (B. Watson, Trans.). New York: Columbia University Press.
Strabon. (2000). Coğrafya (A. Pekman, Çev.). İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
Sui Shu (隋书 - Sui Hanedanı Yıllığı). (1973). Pekin: Zhonghua Shuju.
Zhou Shu (周书 - Zhou Hanedanı Yıllığı). (1971). Pekin: Zhonghua Shuju.
İkincil Kaynaklar ve Modern Araştırmalar
Alram, M. (1986). Nomina propria Iranica in numis: Materialgrundlagen zu den iranischen Personennamen auf antiken Münzen. Wien: Verlag der Österreichischen Akademie der Wissenschaften.
Bang, W., & Rahmeti, G. R. (1936). Oğuz Kağan Destanı. İstanbul: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Baskakov, N. A. (1982). Etimologii oguz, oguz-kagan. Sovetskaya Tyurkologiya, 1, 88-90.
Blockley, R. C. (1983). Priscus of Panium: Fragmenta. Liverpool: Francis Cairns.
Blockley, R. C. (1985). The History of Menander the Guardsman. Liverpool: Francis Cairns.
Caferoğlu, A. (1993). Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Enderun Kitabevi.
Canarache, V. (1950). Monetele Sciţilor din Dobrogea. Studii şi cercetări de istorie veche, 1(1), 213-257.
Damgaard, P. de B., et al. (2018). 137 ancient human genomes from across the Eurasian steppes. Nature, 557(7705), 369–374.
De Guignes, Joseph. (1748/1757). Mémoire historique sur l'origine des Huns et des Turcs / Histoire générale des Huns, des Mongoles, des Turcs et des autres Tartares occidentaux.
Dokur, İbrahim Doğukan. Bozkır Orduları Savaş ve Kuşatma Stratejileri.
Draganov, D. (2010). The Coinage of the Scythian Kings in the West Pontic Area: Iconography. Archaeologia Bulgarica, 14(3), 29-52.
El-Cahiz. Türklerin Faziletleri (Manakıb Cund el-Hilafa va Faza'il al-Aptarak) (R. Şeşen, Çev.). Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
Esin, E. (2001). Türk Kozmolojisine Giriş. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Golden, P. B. (1992). An Introduction to the History of the Turkic Peoples. Wiesbaden: Harrassowitz.
Grousset, R. (1980). Bozkır İmparatorluğu: Attila, Cengiz Han, Timur (M. R. Uzmen, Çev.). İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Gürsoy Naskali, E., & Duranlı, M. (1999). Altayca - Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
İnan, A. (1986). Tarihte ve Bugün Şamanizm: Materyaller ve Araştırmalar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Karabağ'ın Tarihi. http://garabagh.net/content_48_tr.html
Kaşgarlı Mahmud. (2006). Divânu Lügati't-Türk (B. Atalay, Çev.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Koca, Salim. Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilat.
Mau-Tsai, Liu. Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri.
Nemeth, J. (1991). Türk Halkları ve Dilleri (S. Günay, Çev.). İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı.
Özcan, Altay Tayfun. Türkiye’nin Doğuşu. İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Roux, J. P. (2001). Türklerin Tarihi: Pasifik'ten Akdeniz'e İki Bin Yıl (A. Kazancıgil & L. Arslan, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Sellwood, D. (1980). An Introduction to the Coinage of Parthia (2nd ed.). London: Spink & Son Ltd.
Senior, R. C. (2001). Indo-Scythian Coins and History (Vols. 1-3). Lancaster: Classical Numismatic Group.
Sümer, F. (1980). Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri - Boy Teşkilâtı - Destanları. İstanbul: Ana Yayınları.
Taşağıl, A. (2003). Göktürkler. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Tekin, T. (2006). Orhon Yazıtları. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Togan, Z. V. (1982). Oğuzların ve Türklerin Tarihi - Reşîdeddin Câmi'üt-Tevarih Cilt II. İstanbul: Enderun Kitabevi.
Tokhtasyev, S. R. (2013). Из ономастики Северного Причерноморья. XXI. Τράκανα. Вестник древней истории, 281(1), 193-196.
Türk Dil Kurumu. (2005). Türkçe Sözlük (10. Baskı). Ankara: TDK Yayınları.
Unterländer, M., et al. (2017). Ancestry and demography and descendants of Iron Age nomads of the Eurasian Steppe. Nature Communications, 8, 14615.
Wroth, W. (1903). Catalogue of the Coins of Parthia. London: British Museum Press
Yeliz Kılıçaslan












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: [email protected]