GÖKYÜZÜNÜN HÂFIZASI VE ZAMANA MEYDAN OKUYAN İŞARETLER

Bu gün, 11:05           
GÖKYÜZÜNÜN HÂFIZASI VE ZAMANA MEYDAN OKUYAN İŞARETLER
Bu kavramlardan hareketle KENGER'i Kİ–ENKİ–R, DİNGİR'i ise Tİ–ENKİ–R biçiminde düşünmek; yeryüzü, hayat ve bilgelik arasındaki ilişkiyi görünür kılan sembolik bir okumadır. Çünkü bu düşünce dünyasında yeryüzü, hayatın yaşandığı mekândır. Su, hayatın devamını sağlar. Bilgelik ise insanın bu düzeni anlaması ve sürdürmesidir.
GÖKYÜZÜNÜN HÂFIZASI VE ZAMANA MEYDAN OKUYAN İŞARETLER
Peki, gökyüzü bu bütünlüğün neresindedir? İşte burada yeniden DİNGİR ve TENGRİ karşımıza çıkar. Sümerlerin AN dediği gökyüzü, yeryüzünün üzerinde uzanan kozmik âlemdir. AN işaretinin tanrısallığı ifade eden Dingir için de kullanılması, gök ile ilâhî düzen arasındaki ilişkiyi açıkça ortaya koyar. Türklerin Tengri düşüncesinde de gökyüzü, sıradan bir mekân değildir; sonsuzluk, yücelik, düzen ve varlığın bütünlüğüyle ilişkilidir.
Bu iki kültürün evren tasavvurunda ortak bir yön bulunmaktadır: İnsan, kendisini kuşatan tabiatı anlamaya çalışırken yeryüzüyle gökyüzünü birbirinden kopuk düşünmemiştir. Göğün hareketleri yeryüzündeki hayatı etkiliyordu. Güneşin doğuşu ve batışı zamanı belirliyor, mevsimlerin dönüşümü üretimi düzenliyor, yağmur toprağı bereketlendiriyor, yıldızlar yön bulmaya yardımcı oluyordu. İnsan bu ilişkileri gözlemledikçe evrenin bir düzen içinde işlediğini kavramaya başladı.
Sümerlerin yaşadığı dünya, büyük ölçüde suyun meydana getirdiği ve insanın emeğiyle yeniden düzenlediği bir coğrafyaydı. Toprak, suyun taşıdığı bereketle işleniyor; insan emeğiyle ürün veriyor; ürün fazlası şehir hayatını, iş bölümünü, zanaatları ve ticareti geliştiriyordu. Yazının gelişmesi de bu medeniyet ortamının en önemli sonuçlarından biri oldu. İnsan, artık yalnızca konuşarak değil, düşüncelerini işaretlere, taşlara ve killere dökerek zamana meydan okumayı öğrendi. Kenger Körfezi’nin esintisi, Mezopotamya’nın alüvyonlu topraklarında filizlenen bu kadîm hafızayı bozkırların sonsuz göğüne, Tengri’nin eteklerine taşıdı. Su, toprak ve gök; insanın evrendeki varoluş arayışının hiç silinmeyen ortak mührü olarak tarihin derinliklerinde parlamaya devam ediyor.
BİLİMSEL VE TARİHSEL KAYNAKÇA
Roux, Jean-Paul (1956). "Tängri: Eski Türklerin Dini Üzerine Bir Araştırma" (Araştırmacının Türklerin gök tanrı inancı ile Mezopotamya dil gruplarındaki "Dingir" kavramının ses/anlam paralelliklerini ele aldığı temel kaynak).
Tuna, Prof. Dr. Osman Nedim (1990). "Sümer ve Türk Dillerinin Tarihî İlgisi ve Türk Dilinin Yaşı Meselesi", Türk Dil Kurumu Yayınları. (Sümercede yer alan 160'tan fazla kelimenin Türkçe ile olan fonetik ve anlamsal bağlarını formüllerle kanıtlayan ana dil bilimsel kaynak).
Veliyev, Kamil (1989). "Gedim Türk Yazılı Abidelerinin Dili" / Azerbaycan Türkologlarının Hazar ve Basra (Kenger) körfezleri çevresindeki kadîm Kenger/Kanglı boy adları ve coğrafi etimoloji üzerine yaptığı araştırmalar.
Kramer, Samuel Noah (1998). "Sümer Mitolojisi", Kabalcı Yayınevi. (Metinde bahsi geçen "Enki'nin Nippur'a Yolculuğu", "Enki ve Ninhursag" mitleri ile Sümercedeki "Ti" (kaburga/hayat) kelime oyunlarının incelendiği temel kaynak).......
Nesrin Ozan












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: [email protected]