Atatürk’ün Baş Aşçısı Mehmet YÜCEL
10-09-2026, 09:04

Mengen Düzağaç Köyü Nüfusuna kayıtlı.
Doğum tarihi Rumi 1305, ölüm tarihi 2.6.1965
Önce İran Şahı Mehmet Ali Şahın daha sonra Sultan Abdülhamit’in oğlu Yusuf İzzettin Efendinin ve Saliha Sultanın aşçılığını yapmış.
Atatürk’ün yanında çalışmaya başlamadan önce İstanbul/Kadıköy’de küçük bir lokanta açmış. Bir gün bu lokantaya bir hanımefendi gelmiş.
Bu hanımefendi Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanımdır.
Makbule Hanımefendi yemeğini yedikten sonra gitmiş. Ertesi gün tekrar gelmiş ve yemeğini yedikten sonra Mehmet Ustaya sarayda çalışır mısınız diye sormuş.
Mehmet usta hangi sarayda diye sormuş.
Makbule Hanımefendi Atatürk’ün yanında demiş.
Aradan kısa bir süre sonra Mehmet Ustanın lokantasına 2 asker gelmiş ve onu alıp götürmüşler.
Atatürk’ün huzuruna çıkartmışlar.
14 yıl 7 ay sürecek olan bu şerefli görev bu şekilde başlamış.
Bir gün Afgan Kralı Emanullah Han Atatürk’ü ziyarete gelmiş. Mehmet usta onlara Afgan usulü çilav ve zerde ikram etmiş.
Ertesi gün Afgan Kralı bir zarfın içinde Mehmet ustaya bahşiş göndermiş ve kendisini Afganistan’a götürmek istediğini söylemiş. Ancak Mehmet usta teşekkür etmiş ve Atatürk’ün yanından ayrılamam demiş.
İstiklal Mahkemesi Başkanlarından olan Kılıç Ali hatıralarında Mehmet ustadan şöyle bahsediyor.
Mustafa SAGİR adında Hintli bir casus Türkiye’ye gelmiş. Amacı Atatürk’ü zehirleyerek öldürmek. Ancak Mehmet YÜCEL ustanın çok sağlam olduğunu görmüş ve bu teşebbüsünü uygulamaya koyamamış.
Atatürk’ün aşçısı Mehmet YÜCEL ile 10 Kasım 1948 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde gazeteci Haluk DURUKAL’IN yaptığı mülakat.
Karşımda uzun yıllar Büyük Atatürk’ün pek yakınında yaşamak talihine mazhar olmuş Mehmet Usta oturuyor.
Mehmet YÜCEL şimdi yataklı vagonlarda çalışıyor. Atatürk’ten bahsederken gözleri doluyor ve geçmiş zamanları hasretle anıyor.
Mehmet YÜCEL usta sözlerine şöyle başlıyor.
Beyim Allah rahmet eylesin. O hakikaten bambaşka adamdı. Onda kibir azamet falan yoktu.
Hatıralarımı soruyorsunuz anlatayım size.
Yemeğe çok düşkün değildi. Öğlen ve akşam mutlaka çorba yerdi.
Yemek listesini ekseriyetle ben hazırlardım.
Bazen canının istediği şeyleri söylerdi.
Mesela bir gece geç vakit yaveri mutfağa geldi. Paşamız aşure istiyor dedi.
Nasıl olur gece yarısı aşure pişmez dedim , yaver paşamızın yanına döndü.
Mehmet usta buraya gelsin demiş.
Kalktım gittim.
Ben aşure istiyorum Mehmet usta dedi.
Paşam emredersiniz ama aşure bu ha deyince pişmez. Zaman ister hazırlaması dedim.
Ben yapılıncaya kadar beklerim dedi ve bir pazarlığa giriştik.
Ben hiç olmazsa 1,5 saat müsaade buyurun dedim.
Hayır olmaz dedi 45 dakikada mutabık kaldık.
Köşkte olsun, trende olsun, vapurda olsun daima ihtiyatlı davranırdık. Yanımıza malzeme alırdık.
Bir yere gittiğimiz zaman oranın yemeğini yemesi icap ederse ben gider her şeyi kontrol ederdim. Yemeği paşamdan önce ben tadardım. Ödüm kopardı Allah esirgesin yemeğin içine bir şey atarlar diye. Onun için mutfakta pişirdiğim yemeğin başından bir dakika bile ayrılmazdım. Tencerenin kapağını kimseye açtırmazdım.
Aylığım 200 lira idi. Benim için para mevzubahis değildi. Atatürk’e hizmet etme şerefine nail olmuşum parayı kim düşünür.
200 lira yetmezse benim param bitti paşam derdim. Hemen bir pusula yazar 500 lira hediye ederdi.
Atatürk çok alçakgönüllü idi.
Mutfağın telefonu çalardı. Telefonu açardım ve onun kimsin diye sesini duyardım.
Mehmet Usta derdi ben acıktım.
Peki, paşam der telefonu kapatırdım.
Biraz sonrada mutfağa gelirdi.
Mehmet usta çok acıktım bana şuracıkta bir şeyler hazırlayıver derdi bir çocuk gibi.
Yemeğini yerken de bazen bizi imtihan ederdi. Biz şaşırınca sorduğu sorunun cevabını kendisi verirdi.
Yemeğini yedikten sonra da eh bakalım Mehmet Usta bir kahve yap birde sigarandan ver derdi. Sigara ve kahvesini içer sağ ol Mehmet Usta iyice doydum allahaısmarladık der kalkar giderdi.
Atatürk hiçbir seyahatine beni almadan çıkmazdı.
Yaveri hazırmısın aşçıbaşı der ben hazırız efendim dedikten sonra yola çıkardık.
Bir vaka anlatayım bak.
Balkan antantının imzalandığı sıralarda idi. Atatürk’ün en düşkün olduğu yemek kuru fasulye ve pilavdı. Soğuk bir gece Kırşehir’e hareket ettik. Yolda kar fırtınasına tutulduk. O kadar çok zorluk çekiyorduk ki zaman zaman otomobilimizi kardan mandalar kurtarıyordu. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Atatürk bir ara otomobilinden indi ve yanıma geldi.
Aşçıbaşı ben acıktım bana yemek ver dedi.
Yanımda söğüş bir şeyler vardı. Hepsini saydım. Kuru fasulye ile pilav isterim dedi. Paşam kuru fasulye yapmadım diye cevap verince öyleyse hemen pişir dedi.
Paşam dedim yanımda kuru fasulye yok hem burada pişirmek çok zor olacak.
Durdu yüzüme baktı doğru aşçıbaşı hakkın var canım isteyiverdi işte aldırma.. yarın yaparsın diye birde beni teselli etti.
Atatürk katiyen yemek ısmarlamazdı.
Yalnız bazen yapacağım yemekleri sayarken;
Usta peki ne kadar zamanda yapacaksın diye sorar bende bir iki saat deyince pazarlık ederdi.
Asgari müddeti söylediğimde de nasılmış Mehmet Usta yaaa diye adeta çocuk gibi sevinirdi.
Yemeklerde ekseriyetle etraftakilere şarkı söyler onlar okuyunca sanki bir müzik hocası gibi olmadı makam değiştirin der ve sonra sanki bir müzik hocası gibi kendisi bu defa dinlediği makamda okurdu.
Mesela bir yaz gecesi, Florya’da idik. Köşk o zamanlar yeni yapılıyordu. Yemek yiyorlardı.
Yanlarında Erzurumlu bir kaymakam vardı.
Atatürk Kaymakama döndü Kaymakam bize bir şarkı söyle de dinleyelim dedi.
Kaymakam şarkıyı söylemeye başladı.
Olmadı kaymakam dedi ve kendisi söylemeye başladı.
Bestesini bilmeden kim şarkı söyle derse desin söyleme diye Kaymakama nasihat verdi.
Devrimler sırasında o kadar çok çalıştı ki 36 saat masa başında kaldığını biliyorum. Biz mutfakta çeşit çeşit yemekler hazırlardık. Yanına gidince kızıyordu bunları yemeyeceğim diyordu.
Bana bir dilim ekmek verin yanında da ayran getirin. Ardından kahve yapın bana. Şimdilik bunlar kâfi. Diğer yemekleri yemeyi henüz hak etmedim derdi.
Çok alçak gönüllü idi.
Bir gün öğlen saat 2 olmuştu ve paşa hala öğlen yemeğine gelmemişti.
Biraz sonra mutfağa geldi Mehmet Usta ben yol yapan amelelerle beraber yemek yedim adamların soğanlarını bitirdim..
Sen onlara bir şeyler hazırla da götür dedi.
Paşam siz doymamışsınızdır size de bir şeyler hazırlayayım dedim.
Amma da yaptın Mehmet Usta soğan, ekmek, zeytinden daha iyi yemek olur mu diye cevap verdi.
Atatürk bilhassa Türk yemeklerini çok severdi.
Biz başka isim altında yemek yapınca kızar bizim en kötü şeyimiz onların en iyisinden daha iyidir Mehmet Usta derdi.
Mehmet Usta anlatırken ağlıyordu.
Gözlerini kuruladıktan sonra devam etti.
Nihayet Atatürk hastalandı.
Fransız doktor geldiği zaman beni de çağırttı. Bana doktorun söylediklerini anlattı.
Mehmet usta dedi beni iyi dinledim, sende iyi dinle. Bundan sonra asıl doktorum sen olacaksın.
Fransız doktor tarafından verilmiş bir yemek listesi vardı.
Listeye göre tereyağı, süt, yoğurt, haşlanmış tavuk, külde patates, kabak haşlaması gibi hafif yemekler yemesi gerekiyordu.
Doktoru Neşat Ömer bey yemek listesini bana verdi.. Ondan sonra odasına girdim. Elini öptüm.
İnşallah geçti artık paşam edim.
Mehmet usta ben çok acıktım canım istedi bana bir fırın makarna yap dedi.
Paşam fırın makarnayı doktorlar müsaade etmiyor ben size başka bir şey yapayım dedim.
Hiç unutmam dalgın dalgın durdu ve canım istedi sen yapıver işte dedi.
Zaman ilerledikçe sağ olsun doktorların dediklerine pek çabuk aldırmamaya başladı.
Mütemadiyen hamur işi kızartma ve dondurma istiyordu. Ben de olduğu halde vermiyordum.
Mütemadiyen Paşa seni emrediyor diyorlardı. Yanına gittiğim zaman sert sert bakıyordu.
Gel gel daha yakınıma gel diyerek yanına sokulmama müsaade ediyordu.
Yüzüme önce sert bakıyor, sonra yumuşak bir ifade ile Mehmet Usta bana neden istediğim yemekleri göndermiyorsun diyordu.
Ben Paşam bunları doktorlar yasak ettiler diyordum.
Doğru söylüyorsun aşçıbaşı hakkın var ama ne yapayım benimde bunları canım istiyor diyordu.
Mehmet Usta ağlayarak anlatmaya devam etti.
Ah ah hele ölmeden birkaç gün önceye ait şu hatırayı bir türlü unutamıyorum.
Beni yanına çağırdı. Yüzü ve bakışları iyiden iyiye solmuştu.
Gel Mehmet Usta dedi ve bana sordu.
Beni nasıl buluyorsun? Acaba yaşayacak mıyım?
Tabi yaşayacaksınız paşam hastalığınız geçecek dedim.
Senin haberin yok. Benden ne kadar su aldılar biliyor musun tam 11 kilo. Mehmet usta dile kolay... Yaşayacağımı hiç ummuyorum.
Ben açım ne olur bana yemek yolla.
Başüstüne Paşam dedim. Tam odadan çıkmak üzere idim.
Sıkı sıkı tembihledi beni. Mehmet usta bu işe doktorları karıştırmadan yolla.
Ben tabi gene doktorlara telefon ettim.
Bana ümitsiz bir şekilde "ver " dediler...
Aydın Erçelik

