İNŞALLAH BAŞINIZA KARŞI OLUR…
10-09-2026, 10:04

Türkiye Cumhuriyeti’nin kalbi olan TBMM’nin Başkanı Numan Kurtulmuş gibi, isminin önünde “Prof. Dr.” unvanı bulunan bir siyasetçinin, Gazi Üniversitesi akademik yılı açılışında ve bütün basının önünde söylediği sözler üzerinde dikkatle durulması gerekir.
Anayasamızın 3. maddesi son derece açıktır:
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı İstiklâl Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.”
Üstelik bu madde, Anayasa’nın değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hükümleri arasındadır.
Buna rağmen Numan Kurtulmuş’un;
“Devletin ülkesi olmaz, devletin milleti olmaz. Anayasanın 3. maddesi ‘Milletin devleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü’ şeklinde ifade edilmelidir. Bu seçkinci, devletçi anlayışın da yeni anayasa yapım sürecinde bertaraf edilmesi gereklidir.”
şeklindeki sözleri çok ciddi bir tartışmayı beraberinde getirmiştir.
Burada mesele sıradan bir anayasa tartışması değildir.
Mesele, Cumhuriyet’in temel niteliklerini belirleyen ve değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen bir hükmün, TBMM Başkanı tarafından “bertaraf edilmesi gereken bir anlayış” çerçevesinde ele alınmasıdır.
Değil Numan Kurtulmuş; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli ya da DEM Parti yöneticileri… Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini kendi siyasi hesaplarına göre tartışmaya açma hakkını kendinde görmemelidir.
Türk milleti gerektiğinde Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünü yeniden okur, Cumhuriyet’in hangi esaslar üzerine kurulduğunu yeniden hatırlar.
Ve gereğini demokratik ve hukuki yollarla yapar.
HADİ BİR TAKLA AT DA GÖRELİM!
Gelelim adalet meselesine…
Geçmişte devlet gücünü kullananların, makamlarının verdiği rahatlıkla vatandaş karşısında nasıl davrandığını hepimiz gördük.
Bugün ise Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, eski bir bakan hakkında yürütüldüğü belirtilen soruşturmaya ilişkin sözleri kamuoyuna yansıyor.
İddiaya göre, devlet tarafından tahsis edilen koruma aracının bazı suç örgütü mensuplarının kullanımına verildiği öne sürülüyor. Bakan Gürlek’in de dosyadaki deliller, HTS kayıtları ve şahıslar arasındaki tanışıklıkların inceleneceğini, ilgili kişinin ifadeye çağrılacağını söylediği aktarılıyor.
Peki yıllardır söylediğimiz şey zaten bu değil mi?
Adalet, kişinin kim olduğuna bakmadan işletilmelidir.
Bugün güçlü olanın üzerine gidilemiyor, güçsüz olanın kapısı sabaha karşı çalınıyorsa orada adalet tartışması bitmez.
Geçmişi de unutmadık.
Bir dönem “Hizmet Hareketi” diye anılan yapıyla yakın ilişkiler kuranların, aynı karelerde fotoğraf verenlerin, birbirlerine övgüler düzenlerin daha sonra nasıl birbirlerine düştüğünü bu ülke gördü.
Dün omuz omuza yürüyenler, bugün birbirlerini suçluyorlar.
Fakat bunun bedelini kim ödüyor?
Sıradan vatandaş.
Anneler…
Çocuklar…
Aileler…
Üç çocuk annesi bir belediye başkanının sabaha karşı evinden alınması, ters kelepçe iddiaları, uzun tutukluluk süreleri ve iddianamenin aylarca hazırlanmaması gibi meseleler kamu vicdanında haklı olarak soru işaretleri yaratıyor.
Bir insan suçluysa delili ortaya konur, iddianamesi hazırlanır, bağımsız mahkeme önünde yargılanır.
Suçsuzsa özgürlüğüne kavuşur.
Adalet bu kadar basittir.
İktidarın sevdiğine başka, sevmediğine başka hukuk uygulanıyorsa orada hukuk devleti yara alır.
Çünkü adaletin gerçek sınavı, güçsüzün karşısında güçlü görünmek değildir.
Asıl sınav, güç sahibinin karşısında da aynı hukuku uygulayabilmektir.
Yetki kimde?
Makamı ne?
Partisi hangisi?
Kime yakın?
Bunların hiçbirinin önemi olmamalıdır.
Önemli olan tek şey hukuk ve delildir.
O yüzden soruyorum:
Gücün kimde olduğuna bakmadan, aynı adaleti herkese uygulayacak cesaret var mı?
Varsa gösterin.
Çünkü devlet, kendisine muhalif olanı cezalandırdığı zaman değil; kendi tarafındakine de aynı hukuku uygulayabildiği zaman güçlüdür.
Adaletin temeli de budur:
Güç karşısında eğilmemek ve hukuku herkese eşit uygulamak.
Sağlık ve başarı dileklerimle…
Rifat Serdaroğlu

