Bir tv. dizisi senaryosu üzerinden terör örgütünün izini sürmek!...

25-09-2026, 15:55           
Bir tv. dizisi senaryosu üzerinden terör örgütünün izini sürmek!...
15 Temmuz menfur kalkışmasının üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçti. Ancak bazı karanlık noktalar halen aydınlatılmadı/aydınlatılamadı. Özellikle örgütün siyasi ayağı ve bağlantıları konusu muallakta kaldı. Bugüne kadar bir siyasetçi ve siyasetçi yaķını hakkında işlem yapılmadı. O gece şehit ve gazi olanların içinde de yine bir tek siyasetçi ve siyasetçi yakını yok. Bu tesadüf müdür, normal midir?
Bugünlerde bir tv. dizisi senaryosu üzerinden terör örgütünün izini sürüp çokbilmiş bir edayla maval okuyanlar, insanların aklıyla alay ediyor anlaşılan. Oysa öylelerinin bazıları vaktiyle terör örgütü elebaşısına "Hocam ne olur dön bu hasretlik bitsin artık" diye güzellemeler düzüyorlardı. Bir önceki yazımda yedeksubay okulundan dönem arkadaşımız olan Gazeteci Abdülkadir Selvi örneğini vermiştim. Bazı dostlarımız "Koskoca Cumhurbaşkanı bile yanıldı, Selvi de yanılmış olamaz mı, zira bizler de yanıldık" anlamında görüşler bildirdiler. Elbette "yanılmak" insanoğluna mahsus bir zaaftır. Lakin özellikle millet adına devleti yönetme sorumluluğu makamında olanların, kendilerine istedikleri an her türlü bilgi istihbarat ve brifing verildiği halde devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü gibi en hassas konuda yanılma keyfiyeti olur mu, olursa ne kadar inandırıcı olur?
1980 askeri darbesinden itibaren yakın siyaset tarihimize bakacak olursak; merhum Başbuğ Alparslan Türkeş, merhum Prof.Dr. Necmettin Erbakan hoca ve merhum Muhsin Yazıcıoğlu hariç Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Tansu Çiller dönemlerinde hepsi oy uğruna elbirliği ile örgütün devlet içinde devlet olmasının yolunu açıp kol kanat oldular, palazlandırdılar.
Genelkurmay Eski Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tv. ekranında canlı yayında söylemişti. "Sayın Başbakana (Erdoğan’a) gün gelir bunlar sizin de hayatınıza kastederler, diye defalarca brifing verdik. Lakin abartıyorsun İlker Paşa, alnı secdeye gelen adamlardan zarar gelmez diyerek ciddiye almadı" demişti. Tamam Erdoğan, o kökenden gelmiyor onlarla bir fikir birliği yok, dolayısıyla gerçekten yanılmış da olabilir ama diğer siyasiler ve makam sahipleri bir şekilde kendisini ikna edemezler miydi?
Geçmişte terör örgütü elebaşısına güzelleme düzenlerden Adalet Bakanlığı, Başbakan yardımcılığı yapanlar, hatta devletin kozmik odasını kapısını örgüte açanlar oldu. Böylelerinin hiçbirisine en ufak bir işlem yapılmadığı gibi bir tek laf bile edilmedi bugüne kadar.
Polatlı Top ve Füze Okulunda yedeksubay öğrenciyken haftada birkaç ders saati devlet için tehdit oluşturan bu tür olumşumlar konusunu içerirdi. Bilhassa güvenlik personeli yetiştiren kurumlarda öncelikle bu türden eğitimler hep veriliyor zaten. Dolayısıyla devletin istihbarat ve güvenlik birimlerininin gelecek tehlikeyi öngörmemeleri mantıken mümkün değildir.
Örgütün en yoğun olduğu kurumun merkez ve taşra teşkikatlarında uzun yıllar kamu görevinde bulundum. Bir tekiyle bile özel samimiyet kurmadım, ilişkilerim mesai arkadaşlığından öteye geçmedi. Zaten işlerine yarayacakları hemen keşfederler ve içlerine katıncaya kadar kene gibi yapışırlar. Bazen mesai arkadaşlığı çerçevesinde birkaç kişilik sohbet ortamlarında bulunduğum oldu. O sohbetlerde örneğin özellikle devletimizin kurucu liderinden, burada yazmaktan ar ettiğim galiz lakaplarla söz ederlerdi. Askeriyede kurmay albay ve general seviyesinde, adli teşkilatta hakim savcı düzeyinde, mülki teşkilatta vali kaymakam ve genel idarede genel müdür ve üst düzey yönetici seviyesinde yetişmiş adamlarının olduğunu, gelecekte yönetimi ele geçireceklerini zaten hep söylerlerdi. Peki ben bu örnekleri görüp duydum da esas sorumluluk makamında olanlar nasıl duymaz, nasıl bilmez, nasıl öngöremez? O yüzden ben bugün, bilmiyorduk, duymadık, yanıldık gibi lafları samimi bulamıyorum açıkçası.
Darbe girişiminin organize ve koordine merkezi yapıldığı Akıncı hava üssünün bulunduğu Kazan ilçesinin belediye başkanı o gece bir tv. kanalına bağlanarak darbecilerle canları pahasına nasıl mücadele edip menfur girişimi nasıl püskürttüklerini hararetli bir şekilde anlatmıştı. Daha sonra aslında adamın o gece Antalya'da olduğu anlaşıldı. Şehitlerimizin maneviyatına bile zerre saygı duymadan seksen milyonun gözünün içine baka baka böyle bir yalanı söyleyen bu adama bile herhangi bir işlem yapılmadı bildiğim kadarıyla. Başka ülkede olsa öyle bir adam o ilçeden bir daha geçemez bile, ama hiçbir şey olmamış gibi adam gelecek seçimlere kadar belediye başkanlığı yapmaya devam etti. İnsan öyle bir günde istemeden de olsa olması gereken yerde bulunamayabilir, bu normal bir durumdur. Nitekim ben de şahsen Ankara’da yaşayan birisi olarak, aksilik bu ya o geceyi Samsun'un Vezirköprü ilçesinde bir otel odasında geçirmek zorunda kalmıştım. Ertesi gün Ankara’ya dönünce Karşıyaka mezarlığında, içlerinde tanıdıklarım da olan yirmi beş civarında şehidimizin defin işlemlerine katılmıştım. Nasıl olsa Ankara’da yaşıyorum kimse çakmaz, o yüzden o gece sokağa çıkıp Genelkurmay önüne gittim mi demek gerekiyordu?
Bugünlerin güncel tartışmasının ana konusu olan Kurtlar Vadisi Pusu isimli tv. dizisinin hiçbir bölümünü izlemedim, o yüzden diziyle ilgili hiçbir bilgim yok diyebilirim şahsen. Ama bu tür dizilerin ve filmlerin bir inceleme ve onay kurumu ve kurulu yok mudur? Bugün dizi karakterlerinin ad ve soyadlarındaki bariz benzerlikleri bile yeni fark eden zevat, öyle bir dizinin ilgili onay makamlarından nasıl geçtiği, bunda kimlerin dahli olduğu gibi hususları niçin isim vererek sorgulayamıyorlar? Velhasıl bir tv. dizisi senaryosu üzerinden bizlere vatanseverlik nutukları atıp tutarak ucuz kahramanlığa soyunanların çoğu öncelikle kendileri aynaya baksınlar derim.
16. yüzyıl divan şairlerimizden Urfalı Nâbî bir beytinde "Olmuş o kadar hakk-ı cihân mekirde üstad/Kim sâbıka-i şöhret-i şeytan unutulmuş" (İnsanlar hile ve üçkağıtçılıkta o kadar ustalaşmışlar ki, şeytanın bu konudaki şöhreti unutulup gitmiş!) diye serzenişte bulunmuş. Ben de "günümüzde de değişen bir şey yok üstat, bizimkiler de şeytana pabucunu ters giydiriyor" diyorum.
Ayrıca şunu da ifade etmek isterim ki bu duruma göre dizinin önceki yönetmeni ve daha sonra diziden uzaklaştırılan Osman Sınav'ın ölümü de şüphelidir bence, dolayısıyla bu da inceleme soruşturma kapsamına alınmalıdır.
Velhasıl olayın siyaset bağlantısı deşifre edilip gerekenler yapılmadığı sürece, bu tür dizi filmler filan üzerinden yeni senaryolar üretenlerin hali "cambaza bak" demekten öte bir anlam ifade etmiyor ne yazık ki.
Ama her şeye rağmen yeni Adalet Bakanımızın, vaktiyle bir şekilde üzeri kapatılmış faili meçhul olaylarlarla ilgili özverili çalışmalarını ve çabalarını takdirle takip ettiğimizi belirtmek isterim.
19 Eylül 2026
Ali Rıza Atasoy












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: [email protected]