BENİ “IRKÇI” VE “FAŞİST” İLAN EDENLERE CEVABIMDIR
21-09-2026, 07:14

Son iki gündür, gerek en son paylaştığım videonun altına gerekse son kaleme aldığım makaleye yapılan yorumlar, yazdıklarımın tam olarak anlaşılmadığını gösterdi.
Büyük bir kesim düşüncelerimden hareketle "ırkçı, faşist" yaftalamasıyla hakaret etti.
“ Sen Kürtlerin neler yaşadığını bilmiyorsun. Devletin Kürtlere yaptığı işkenceleri bilseydin, PKK’ya hak verirdin.”
“Kürtler kendi dillerini konuşamıyorlar.”
“PKK sebep değil, sonuçtur ve buna devlet sebep olmuştur.”
İçerik itibariyle bunlara benzeyen bir çok yorum...
Bugünkü yazıyı kaleme alma sebebim de yapılan bu yorumlardır.
Öncelikle şunu açıkça ifade edeyim:
Bu ülkenin tarihinde insanların kimlikleri, düşünceleri ve inançları nedeniyle mağdur edildiği dönemler yaşandı. Bunlarla yüzleşmekten de kaçmam.
Ama devletin yaptığı bir yanlışın, başka bir yanlışı haklı hâle getireceğini de kabul etmiyorum.
Bunu anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yok.
Bu ülke, 12 Eylül öncesinde çok ağır acılar yaşadı. Ülkenin gençleri sağcılar ve solcular diye ikiye ayrılmıştı.
Her iki tarafın içinde de vatanını seven, ülkesi için mücadele ettiğine inanan, çoğu iyi eğitimli ve donanımlı gençler vardı.
Vatan sevgileri farklıydı ama amaçları aynıydı:
Ülkelerine hizmet etmek.
Fikirlerinden dolayı birbirlerine kırdırılan bu gençler büyük bir kıyımdan geçtiler.
Maalesef bu kıyım sadece sağcılık ve solculuk üzerinden yapılmadı.
Alevilik ve Sünnilik üzerinden de çok büyük acılar yaşandı.
12 Eylül darbesi sonrasında sağcısıyla, solcusuyla, ülkücüsüyle, devrimcisiyle insanlar çok ağır bedeller ödedi.
Ben Mamak zindanlarında yaşananları okuduğum zaman üniversite öğrencisiydim. Sabahlara kadar okur, gözlerim şişene kadar ağlardım.
Yıllar sonra o kitapları tekrar okudum ve ardından “Mamak Mapushanesi” diye bir de şiir yazdım. Şiirimin her bir satırında gözyaşım var desem abartmış olmam.
Daha dün diyebileceğimiz bir zaman diliminde, düşüncelerinden dolayı yıllarını ağır işkenceler altında zindanlarda geçiren, ruhlarında açılan yaralarla ömür tüketmek zorunda kalan insanların yanı sıra, şafak vakitlerinde nice gencimiz de darağaçlarına çekilerek hayattan koparıldı.
O dönemde sağcı ya da solcu oldukları için zindanlara atılan, işkence tezgâhlarından geçen gençlerin yaşadığı acıları yok sayamayacağımız gibi, bu acılara sebep olanları da affedebilmemiz mümkün değildir.
Ama o insanların yaşadıkları bütün bu acılara rağmen devletine ve milletine düşman olmadığını da unutmamalıyız.
Mamak Mapushanesi deyince aklıma ilk gelen isimlerden biri de rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’dur. Zindanda yaşadığı işkenceleri birçoğumuz hayal dahi edemeyiz.
5,5 yılı hücrede olmak üzere toplam 7,5 yıl zindanda kaldı.
Suçu vatanını sevmekti.
7,5 yılın ardından, hakkında herhangi bir ceza verilmeden tahliye edildiğinde söylediği söz şuydu:
“5,5 yıl hücrede kaldım. Günlerce gözümüz açılmadan cereyana verilip işkence gördük. Sonunda bize dediler ki ‘Sizin hiç suçunuz yok, çıkın...’ Ne kaderime küstüm ne devletime küstüm.”
Eğer uğranılan haksızlıklar devlete düşman olmak için bir sebep ise, Muhsin Başkan’ın devlet ve millet anlayışını nereye koyacağız?
Devletin yaptığı yanlışı eleştirmek ve adalet istemek başka şeydir; devlete ve millete düşman olmak bambaşka bir şeydir.
Aynı ayrımı Kürt meselesinde de yapmak zorundayız.
Kürt vatandaşlarımızın geçmişte yaşadığı mağduriyetleri konuşabiliriz. Devletin yanlış politikalarını eleştirebiliriz. Kürt vatandaşlarımızın dillerini, kültürlerini ve kimliklerini özgürce yaşamasını savunabiliriz.
Ama buradan PKK’nın silahlı eylemlerine haklılık payı çıkarmayı kabul edemeyiz.
Bir Kürt vatandaşımızın dilini, kültürünü ve kimliğini yaşamak istemesi başka şeydir; PKK’yı ve silahlı eylemlerini savunması başka.
Hak ve özgürlük meselesiyle egemenlik ve toprak meselesini de birbirine karıştırmamak gerekir.
Geçmişte yaşanan mağduriyetlerin, Türkiye'nin ortak vatanını ve ortak devlet iradesini tartışmaya açmanın gerekçesi hâline getirilmesini de kabul etmek mümkün değildir.
Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkes’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle hepimizin ortak vatanıdır burası.
Hepimiz bu ülkenin insanlarıyız.
Türkiye zor bir coğrafyadır.
Bu coğrafyada yüzyıllardır kan ve gözyaşı dinmemiştir.
Barış istemeyecek tek bir insan düşünemiyorum. Aklı başında hiç kimse anaların ağlamasını istemez.
Evladını ahirete uğurlamış bir anne olarak söylüyorum ki, annelerin yürek yangınının tarifi yoktur.
Ancak vatanını, milletini ve bayrağını KORUMAK için sınırda görev yaparken alçak bir pusuya düşürülerek ölen bir Mehmetçiğin şehadetiyle, vatanını ve milletini BÖLMEK uğruna silahlı mücadeleye katılmış teröristin ölümünü bir tutmam.
Türk’ü Kürt’e, Kürt’ü Türk’e düşman etmenin kimseye bir faydası yok.
Türkiye'nin yeterince sorunu var ve her zamankinden daha fazla millî birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var.
Farklılıklarıyla birlikte yaşayabilen, kimsenin kimliği nedeniyle ötekileştirilmediği ama hiçbir kimliğin de bu ülkenin ortak geleceğinin önüne geçirilmediği bir Türkiye hayal ediyorum.
Birbirimizin düşmanı değil, aynı vatanın evlatları olduğumuzu anladığımız gün barış kendiliğinden gelecektir.
Meral Yıldız Durmuş

