Binlerce yıl önce Konya Ovası’nda koca bir yerleşim vardı: Çatalhöyük.
22-09-2026, 17:04

İnsanlık için dönüm noktası sayılacak bir yaşam biçimi burada başlamıştı. Peki bu insanlar nasıl yaşardı?
Evleri bugünkü gibi bahçeli ya da sokaklı değildi. Yan yana, bitişik nizam yapılmış kerpiç evlerde yaşarlardı. Sokak yoktu, kapı yoktu. Çatılarda dolaşır, eve merdivenle damdaki delikten girerlerdi. Yani günlük hayat hep damlarda, çatı üstlerinde akıp giderdi.
Ne yer, ne içerlerdi?
Artık avcı-toplayıcı değil, çiftçi olmuşlardı. Buğday, arpa, mercimek ve bezelye ekerler; hasat zamanı koca topluluk bir araya gelir, ürünleri toplardı. Koyun ve keçi gibi hayvanları evcilleştirmişlerdi. Etlerini yer, sütlerinden faydalanır, derilerinden giysi yaparlardı. Ama avcılığı da tamamen bırakmamışlardı; ara sıra geyik ya da yabani boğa da avlanırlardı.
Tarımın keşfi ne demekti?
Bu insanlık için bambaşka bir devrimdi. Artık sürekli göç etmeye gerek yoktu. “Toprağa bağlanmak” dediğimiz şey tam da buydu. İnsanlar köy kurdu, ev yaptı, yiyeceklerini depolamayı öğrendi. Yani Çatalhöyük sadece bir köy değil, uygarlığın ilk adımlarından biriydi.
Çatalhöyük insanları için ölüm, hayatın sonu değildi; başka bir dünyaya geçişti. Bu yüzden ölülerini özenle gömerlerdi. Peki nasıl mı?
Mezar diye ayrı bir yer yoktu. Evlerinin içine, genellikle yatağın ya da ocağın altına gömerlerdi. Yani ölen kişi, yaşam alanından kopmaz, ev halkıyla birlikte olmaya devam ederdi. Bazen aynı evin içine birden fazla gömü yapılır, aile bireyleri yan yana yatardı.
Ölülerin yanına boncuk, kemikten yapılmış süs eşyaları, boyalı kaplar ya da figürinler bırakılırdı. İnançlarına göre bunlar öteki dünyada da lazım olabilirdi. Bazı ölülerin kemikleri daha sonra çıkarılır, kafatasları boyanarak tekrar evde saklanırdı. Bu da atalara verilen saygının bir göstergesiydi...
Nihat Köklü

