İŞKENCEDE TÜRKEŞ'İN TIRNAKLARI SÖKÜLDÜ MÜ?
5-10-2026, 08:14

(Erdal İnönü ile uzun soluklu bir röportaj yapan gazeteci Can Dündar'ın kitabından ilgi çekici satır araları olan bir bölümdür. )
- Bir de Turancılık akımını soracağım.
- O da gene savaş esnasında ortaya çıkan bir akım... Orada da babamın yaklaşımı, l. Dünya Savaşı'ndan gelen bir izlenim ve birikim... Bu Turancılık hikayesi çıktığı zaman babamın söylediği şuydu: "İmparatorluk döneminde bizim ileri gelenlerimiz Turancılık yapmadı ama 'Yapacağız' dediler. Yapacakları şeklinde bir izlenim doğurdular. Batı ülkeleri de 'Aman yapmasınlar' diye üzerimize geldi ve imparatorluğun küçülmesinde bu yanlış izlenimin etkisi oldu." Böyle bir yaklaşımı vardı.
Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı zamanında Ankara'da bir dava oldu. Nihal Atsız, o akımın başındaki insandı. Turancılıkla ilgili yazılar yazardı. Hasan Ali Bey, onun aleyhinde bir dava açtı galiba… Dil Fakültesi'nde nümayişler oldu. Öğrenciler rektörü istifaya zorladılar. Onun üzerine Nihal Atsız ve çevresi, fakültedeki Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes, Behice Boran gibi bazı hocaları "komünistlik propagandası yapmakla" suçladılar. Fakülte Kurulu "Onlar derslerini veriyorlar. Doğru dürüst bilim yapıyorlar. Suçlu değiller," diye karar verdi. Fakat haklarında yazılanlar o kadar aleyhlerinde bir intiba yarattı ki, Meclis onların kadrosunu kaldırdı. Onlar da bunun üzerine Avrupa'ya gittiler. Tabii onların gidip Fransa'da yaşamak zorunda kalması büyük kayıp oldu.
- Babanız müdahale etmedi mi?
Hayır. O karışmadı, karışmazdı hükümetin işlerine... Yalnız dış politikayla ilgilenirdi. Ama Başbakan Şükrü Saraçoglu'nun o zaman babama bir mektup gösterdiğini hatırlıyorum: O fakültedekilerden birine, Columbia Üniversitesi'nden gelen davet mektubuydu bu... “Bakın Paşam, komünist olsa Columbia Üniversitesi onu çağırır mı?" diyordu. Ben o zaman Fen Fakültesi'nde öğrenciydim ama merakım dolayısıyla Dil Fakültesi'nde felsefe derslerini dinlemeye giderdim. Nusret Hızır'ın bir, iki dersine girmiştim. Bir gün derse çok üzüntülü bir şekilde gelmişti. Hükümeti eleştirmedi, ama "Bugün çok üzüntülü bir günüm," dedi. Büyük kayıp oldu o... Dedikodularla iş yapmak tabii yanlış bir işti.
- Türkeş'i İsmet Paşa'nın hapsettirdiği söylenir.
- Turancılık işi tabii devam etti. Hasan Ali Bey o konuyu çok ciddiye aldı, haklı olarak; bazı tutuklamalar da oldu. Nihal Atsız'ı ve o zaman "Ülkücü" denen bazı yazarları tutukladılar; bir süre gözaltında tuttular. Onların mektuplarını okudular. "Bunlar bir gün bir hükümet darbesi yapıp iktidarı ele geçirmek istiyorlar ve geçirirlerse yapacakları ilk şey, işte bu Turancılık hikayesidir. Bu da dış politikada çok aleyhimize olacak bir tutum. Onun için bu akımı bastırmak gerekir" gibi bir intiba doğdu. O yüzden babam da buna çok dikkat etti. Bunun bir tehlike olacağını başbakana ve öteki bakanlara söyledi. Onlar da bunu kabul ettiler. Turancılar bir süre gözaltında kaldı. Sonra da galiba beraat ettiler.
- İşkencede Türkeş'in tırnaklarının söküldüğü iddiası vardır?
- Onlar dedikodu ... Öyle bir şey olmadığını, zannediyorum. Sonradan Türkeş de bir yazısında söyledi. Ama gözaltında kaldılar. Tabii sorguya çekildiler, ama nasıl çekildiler, bilmiyorum. Belki baskı yaptılar. Öyle bir dönem yaşandı. Ve babam, bu akıma çok dikkat etti.
- Bu akım için 'Turancılık' sözcüğünü kullanmayalım, “Irkçılık' diyelim” demiş galiba...
- Evet, bunu da söyledi. Meclis'te böyle bir akım öne çıkmasın diye çok dikkat etti. Arkadaşlarına bunun tehlikelerini anlattı "'Turancılık' yerine 'ırkçılık' deyin," dedi. Çünkü Türkiye'de Turancılık sempatik bulunuyordu.
- Sizin okulda öğrenciler arasında böyle bir ırkçı hareketlenme var mıydı?
- Üniversitede bir iki kişide böyle bir heves vardı. Bir arkadaşımla konuştuğumu hatırlıyorum: “O kadar çok güvenme bu söylemlere... Arkasında ne olabilir diye biraz düşün” demiştim ona. Demek ki, bazı eğilimler vardı. Dergileri satılıyordu. Nitekim o davalar sırasında Dil Fakültesi'nde büyük bir gösteri yaptılar, yürüyüşler oldu. Babam "Bu akım ilerlerse, başımıza iş açar. Onun için bunu başından durduralım" diye arkadaşlarına söyledi ve onları ikna etti.
(Kaynak: Can Dündar 🇹🇷 Erdal İnönü Anlatıyor, Anka Kuşu 🇹🇷 İmge Yay. 2009 – Ank.)
Recep Küçükizsiz

