Türklerden ünvan Kağan mı, Han mı, Bey mi?
Bu gün, 15:34

Türklerde Unvanların düzenlemesi.
Bir hükümdara neden “Han” denir? “Bey” kimdir? “Ağa” bir rütbe midir, yoksa zamanla mı unvana dönüşmüştür? Peki Türklerin eski devlet geleneğinde “Kağan” ile “Han” aynı şey midir?
Bugün bu kelimelerin çoğunu günlük hayatımızda kullanıyor, yalnız taşıdıkları tarihî anlamları çoğu zaman birbirine karıştırıyoruz. Hele “Kağan, Han, Bey, Ağa” kelimelerini alt alta dizip sanki değişmez bir rütbe sıralaması varmış gibi düşünmek, Türk tarihindeki zenginliği fazlasıyla basitleştirmek olur.
Çünkü Türklerde unvan meselesi, yalnızca bir kişinin diğerinden üstünlüğünü gösteren bir sistem değildir. Unvanlar; hükümdarlığı, hanedan mensubiyetini, idarî görevi, askerî yetkiyi, toplumsal itibarı ve zaman zaman da siyasî meşruiyeti ifade etmiştir.
Üstelik aynı unvan, farklı yüzyıllarda farklı anlamlar kazanabilmiştir.
Kağan: Devletin başındaki hükümdar
Eski Türk devlet geleneğinde karşımıza çıkan en önemli hükümdarlık unvanlarından biri Kağandır.
Göktürk ve Uygur hükümdarlarının resmî unvanı olan kağan, yalnızca bir hükümdar ismi değildir. Büyük bir siyasî hâkimiyet fikrini ifade eder. Türk devlet anlayışında kağanın görevi, kendisine bağlı toplulukları bir arada tutmak, devlet düzenini sağlamak ve ordunun başında bulunmaktır.
Kaynaklarda “kağan” ile “han”ın zaman zaman birbirinin yerine kullanıldığı da görülür. Bu nedenle ikisi arasında bütün dönemler için geçerli kesin bir çizgi çekmek mümkün değildir. Nitekim TDV İslâm Ansiklopedisi, Göktürk hükümdarlarının kağan yanında han unvanıyla da anıldığını belirtmektedir. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Demek ki “Kağan her zaman Han’dan üstündür” şeklinde bütün Türk tarihine uygulanabilecek basit bir formül kuramayız.
Han: Önce hükümdarın yakını, sonra hükümdarın kendisi
Han kelimesi ise Türklerin İslâmiyet öncesinden beri kullandıkları çok eski bir unvandır.
İlginç olan şudur: Han başlangıçta her zaman devletin en üstündeki kişi anlamına gelmemiştir.
Eski Türk devlet teşkilâtında kağanın akrabaları, kendisine bağlı toplulukların başına yönetici olarak tayin edilebiliyor ve “han” unvanını taşıyabiliyordu. Fakat zaman içerisinde kelimenin anlamı genişledi ve hükümdarlık unvanı haline geldi. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Cengiz Han bunun en meşhur örneklerinden biridir. Timuçin, Moğol İmparatorluğu’nun başına geçtikten sonra “Han” unvanını almış ve tarihe Cengiz Han olarak geçmiştir.
Daha sonraki dönemlerde Kırım hanları, Buhara, Hive ve Hokand hükümdarları da han unvanını taşıdılar. Böylece “hanlık” adı verilen siyasî yapılar ortaya çıktı. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Burada önemli bir sonuç ortaya çıkıyor:
Han kelimesinin anlamı tarih boyunca sabit kalmamıştır.
Bir dönemde hükümdarın akrabası veya bağlı bir topluluğun yöneticisi, başka bir dönemde ise doğrudan devletin hükümdarı “Han” olabilmiştir.
Bey: Türk tarihinin en kalıcı unvanlarından biri
Gelelim bugün de kullandığımız Bey kelimesine.
Bey, Türk tarihinin en eski unvanlarından biridir. Orhun yazıtlarında ve Uygur metinlerinde “beg” biçiminde karşımıza çıkar. Daha sonraki dönemlerde Türkmenlerde “beg”, Doğu Türkçesinde “big”, Kazaklarda “biy/bî” gibi farklı şekilleri görülür. Osmanlı Türkçesinde ise kelime “bey” biçimini almıştır. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Eski Türklerde bey, genel olarak han veya kağanın altında yer alan, kabile veya daha büyük toplulukların başında bulunan kişileri ifade ediyordu.
Ancak bey yalnızca bir “alt rütbe” değildi.
Hükümdar ailesine mensup prensler de beyler arasında bulunabiliyor, nüfuz ve yetki sahibi devlet görevlileri de bu unvanı taşıyabiliyordu. Yani beylik, hem soyla hem makamla hem de siyasî nüfuzla ilişkili olabiliyordu. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Bu yüzden Osmanlı’nın kuruluş dönemindeki “Bey” unvanını da bugünkü günlük kullanımımızdan hareketle değerlendirmek doğru değildir.
Osman Bey, Orhan Bey, Murad Bey dediğimizde karşımızda sıradan bir “soyadı” veya basit bir nezaket ifadesi yoktur. Bunlar aynı zamanda siyasî otoriteyi ifade eden unvanlardır.
Ağa: Başlangıçta başka, zamanla başka
Ağa kelimesinin hikâyesi ise diğerlerinden biraz farklıdır.
Ağa, tarih içinde itibarlı emirler, çeşitli kuruluşların başındaki amirler ve bazı bölgelerin idaresini elinde bulunduran kişiler için kullanılmıştır. Osmanlı döneminde özellikle saray ve askerî teşkilât içerisinde yaygınlaşmış ve çok çeşitli görevlerle birlikte görülmüştür.
Dolayısıyla “ağa”yı da Türk tarihinin en eski hükümdarlık unvanlarıyla aynı kategoriye koymak doğru olmaz.
Kağan, han ve bey, eski Türk siyasî geleneğinin çok daha derinlerine uzanırken; “ağa” özellikle sonraki dönemlerde farklı idarî ve toplumsal anlamlar kazanarak yaygınlaşmıştır.
Bu da bize önemli bir şey söylüyor:
Türk unvanları tek bir zamanda ortaya çıkmış, sonra da değişmeden kalmış kelimeler değildir.
Onlar devletle birlikte değişmiş, toplumla birlikte dönüşmüşlerdir.
Peki bu unvanları kim veriyordu?
Asıl merak edilen soru belki de budur.
Bir insan nasıl “Bey” oluyordu? Birine “Han” unvanını kim veriyordu?
Bunun bütün Türk tarihini kapsayan tek bir cevabı yoktur.
Çünkü eski Türk devletlerinde unvanlar bazen hanedan mensubiyeti, bazen siyasî makam, bazen askerî görev, bazen de hükümdarın tayini ve takdiri ile bağlantılıydı.
Nitekim kaynaklarda bir hükümdarın başka bir yöneticiye unvan verdiği örnekler de bulunmaktadır. Bu durum, unvanların devlet teşkilâtı içinde hükümdarın iradesiyle de şekillenebildiğini göstermektedir. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Dolayısıyla bugünkü anlamda “devlet memurluğu rütbesi” gibi düşünmemek gerekir.
Bir başka ifadeyle:
Unvan, sadece verilen bir şey değil; bazen doğuştan gelen bir statü, bazen üstlenilen bir makam, bazen kazanılan bir siyasî güç ve bazen de hükümdarın verdiği bir paye olmuştur.
Türkler İslâm dünyasına girdikten sonra ne değişti?
İslâmiyet’in kabulüyle Türk devlet geleneği ortadan kalkmadı.
Tam tersine, eski Türk unvanları ile İslâm dünyasının siyasî terminolojisi yan yana yaşamaya başladı.
Böylece Türk hükümdarlarının yanında “Han” ve “Bey” gibi eski Türk unvanlarını görürken, “Sultan”, “Emir” ve “Halife” gibi İslâmî gelenekten gelen unvanlarla da karşılaşmaya başladık.
Osmanlı bunun en güzel örneklerinden biridir.
Osmanlı hükümdarları XIV. ve XV. yüzyıllarda farklı muhataplara göre farklı unvanlar kullanabiliyordu. Hristiyan devletleriyle yapılan antlaşmalarda “bey” veya “emir” gibi unvanlar görülürken, İslâm dünyasıyla ilişkilerde “sultan” unvanı öne çıkabiliyordu. “Han” da Osmanlı hükümdarlık geleneğinde zaman içerisinde önem kazanmıştır. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Burada çok güzel bir tarihî incelik vardır:
Türkler İslâmiyet’i kabul ettiklerinde eski devlet geleneklerini çöpe atmadılar; yeni siyasî ve dinî kavramlarla birleştirdiler.
Bu yüzden Osmanlı padişahlarının uzun unvanlarına baktığımızda bazen tek bir hükümdarın üzerinde Türk, İslâmî ve İranî siyasî geleneklerin izlerini aynı anda görebiliriz.
Sultan, Şah ve Padişah
“Sultan” kelimesi İslâm dünyasının siyasî terminolojisinden gelen bir hükümdarlık unvanıdır.
Türk-İslâm devletlerinde zamanla yaygınlaşmış, İlhanlılardan Timurlulara, Karakoyunlulardan Akkoyunlulara kadar birçok Türk devletinde kullanılmıştır. Osmanlılarda da Orhan Gazi döneminden itibaren hükümdarlık unvanları arasında yer almıştır. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Şah ise özellikle İran siyasî geleneğiyle bağlantılıdır. Safevî hükümdarı Şah İsmail’in ardından bu unvan İran coğrafyasında çok daha belirgin bir hükümdarlık ifadesi haline gelmiştir. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Padişah ise Farsça kökenlidir ve Osmanlılarda hükümdarlığı ifade eden başlıca unvanlardan biri olmuştur. İlk Osmanlı kaynaklarında Orhan ve I. Murad için “bey” ile birlikte “padişah” unvanının kullanıldığı görülür. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
“Sultan, Şah ve Padişah Türklerin hiç kullanmadığı yabancı kelimelerdir” demek doğru değildir.
Daha doğru ifade şudur:
Bunlar Türklerin İslâm ve İran siyaset dünyasıyla kurduğu ilişkiler sonucunda Türk devlet diline girip benimsenmiş unvanlardır.
Tarih zaten biraz da budur: Milletler yalnız toprakları değil, kelimeleri de birbirlerinden alır.
Öyleyse bir unvan cetveli çıkarabilir miyiz?
Tam olarak hayır.
“Kağan en üstte, Han onun altında, Bey onun altında, Ağa onun altında” şeklinde bütün Türk tarihine uygulanabilecek bir cetvel bulunmaz.
Çünkü aynı kelime farklı çağlarda farklı makamları ifade etmiştir.
Han bazen kağanın altında bir yönetici, bazen doğrudan hükümdar olmuştur.
Bey bazen bir topluluğun başındaki yönetici, bazen hükümdarın kendisi, bazen de yüksek statülü bir devlet adamı olmuştur.
Ağa ise farklı dönemlerde farklı askerî ve idarî görevleri ifade etmiştir.
Üstelik bunların yanına “Tarkan”, “İlig”, “Tigin”, “Katun”, “Hatun” gibi başka eski Türk unvanlarını da eklediğimizde karşımıza son derece zengin bir siyasî ve toplumsal terminoloji çıkar. Eski Türklerde hükümdar ve hanedan mensupları için çok sayıda farklı unvanın kullanıldığı bilinmektedir. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Efsane Afşar Sayınqala
TEREF

