Prof.Dr.Aygün Attar yazdı : 15 YIL ARAYLA AYNI SAHNE: KARDEŞLİK İTTİFAKINA EKİLEN NİFAK TOHUMLARI KİMİN İŞİNE YARAR?

4-10-2026, 07:28           
Prof.Dr.Aygün Attar yazdı :
Dünya, jeopolitik fay hatlarının kırıldığı, küresel ittifakların yeniden şekillendiği çok riskli bir türbülans döneminden geçiyor. Tam da bu süreçte, coğrafyamızın en güvenli limanı, Kafkasya’dan Anadolu’ya uzanan ve gücünü Karabağ zaferiyle, Şuşa Beyannamesi’yle taçlandıran Türkiye-Azerbaycan ittifakıdır. "Tek Millet, İki Devlet" şiarı, artık sadece diplomatik bir retorik değil; bölgesel istikrarın ve Türk dünyasının omurgasıdır.
Bu sarsılmaz bağ, iki ülkenin yalnızca liderleri düzeyinde değil, sineleri birlikte çarpan aziz milletleri nezdinde de çelikten bir iradeye sahiptir. Bizim kardeşliğimiz, salon kurullarında yapılmış anlaşmalarla değil; cephe hatlarında omuz omuza verilmiş son nefeslerle, şehit kanlarıyla mühürlenmiştir.
Daha asırlar öncesinde, Çanakkale’nin o amansız siperlerinde Anadolu’nun evlatlarıyla yan yana şehadete yürüyen Azerbaycanlı yiğitlerin fedakarlığı neyse; 1918 yılında Bakü’yü işgalden ve katliamdan kurtarmak için kendi ağır şartlarına bakmadan Kafkasya’ya koşan Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu’nun destanı da odur. Türk askeri ile Azerbaycan neferinin Gence’den Bakü’ye omuz omuza yazdığı o şanlı tarih, bugünkü sarsılmaz ittifakımızın harcıdır.
Bu asil ruh, sadece cephede değil, acıda da kendini göstermiştir. Türkiye olarak ciğerimizin yandığı 6 Şubat "Asrın Felaketi" depremlerinde, uluslararası yardım çağrısını dahi beklemeden Türkiye'nin imdadına ilk koşan Can Azerbaycan olmuştur. Bakü sokaklarında eski arabasının tavanına yatak ve yorganları yükleyip deprem bölgesine yetiştirmeye çalışan o fedakar Azerbaycanlı kardeşimizin görüntüsü, bu iki milletin birbirine sadece sınırla değil, kalpten bağlı olduğunun en somut nişanesidir.
Asıl Büyük Hedef: Zengezur Koridoru
Bugün bu kenetlenmenin varlığı, içeride ve dışarıda birilerini fena halde rahatsız ediyor. Çünkü önümüzde, Türk dünyasının yüzyıllık rüyası olan, Hazar Denizi üzerinden Orta Asya’yı, Azerbaycan ana karasını ve Nahçıvan’ı Türkiye ile doğrudan birleştirecek devasa bir jeopolitik hamle var: Zengezur Koridoru. Bu koridorun açılması demek, Asya ve Avrupa arasındaki küresel ticaret yollarının anahtarının Ankara ve Bakü’nün eline geçmesi; iki kardeşin fiziken de kesintisiz bir biçimde birleşmesi demektir.
İşte tam da bu tarihi eşikte, Zengezur Koridoru hayata geçmeden önce Ankara ve Bakü'nün arasını açmak, iki ülkeyi birbirine düşürerek bu birleşmeyi sabote etmek isteyen şer odakları harıl harıl çalışıyor. Son günlerde sosyal medyada köpürtülmeye çalışılan yapay gündemleri ve İstanbul sokaklarındaki bazı hareketlilikleri tam da bu jeopolitik gözle okumak gerekiyor.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki Azerbaycan Başkonsolosluğu önünde bir protesto eylemi gerçekleştirildi. Azerbaycan’daki bazı iç kurumsal okul nizamı düzenlemelerini bahane eden bir sivil toplum kuruluşu, elinde mikrofonla İlham Aliyev yönetimini ve iki ülke ilişkilerini hedef alan sert açıklamalar yaptı. İşin asıl çarpıcı ve düşündürücü kısmı ise arşiv sayfaları açıldığında ortaya çıktı.
Tam 15 yıl önce, yani 2011 yılının Ocak ayında yine İstanbul’da aynı konseptle yapılan protestolarda mikrofonu tutan, aynı sloganları atan ve aynı ajandayı yürüten isim kimse; bugün konsolosluk önünde boy gösteren isim de tıpı tıpına aynıydı: Özgür-Der yöneticisi Hülya Şekerci.
Aradan koca bir 15 yıl geçmiş... Dünya değişmiş, dengeler altüst olmuş, Türkiye ve Azerbaycan tarihinin en yakın ve en stratejik dönemine imza atmış; fakat ne hikmetse bu sivil toplum aktörlerinin ne vizyonu, ne dili ne de takındığı o toptancı, yargılayıcı üslup zerre miktar değişmemiş! Kardeş ülkenin kendi iç pedagojik süreçlerini, Türkiye’nin geçmişteki karanlık 28 Şubat süreciyle, o utanç verici "ikna odalarıyla" eşdeğer tutmak, en hafif tabirle akıl tutulmasıdır. Bu, gerçeği eğip bükerek iki kardeş halkın arasına yapay bir fitne duvarı örme gayretinden başka bir şey değildir.
Şimdi açıkça ve ferasetle sormak zorundayız: Tam 15 yıl arayla, adeta bir hafıza tazeleme seansı gibi aynı bayat senaryoyu vizyona koyarak, tam da Zengezur açılma arifesindeyken Türkiye ve Azerbaycan arasına nifak tohumları ekmek kimin işine yarar?
Bu suni krizlerin ekmeğine yağ sürdüğü odaklar bellidir. Türk dünyasının fiziki entegrasyonundan, Kafkasya’da yükselen güçlü ortak askeri ve siyasi iradeden uykusu kaçan bölgesel statükocular, Kafkasya'daki yenilgiyi hazmedemeyen diaspora çevreleri ve küresel emperyalist güçler, bu toprakların en hassas damarı olan inanç ve kültür ortaklığını birbirine karşı birer silah olarak kullanmak istemektedir. İstanbul’un göbeğinde yükselen her provokatif çatlaktan medet ummaktadırlar.
Bizim en çok muhtaç olduğumuz şey, koşulsuz ve sarsılmaz bir kardeşlik dayanışmasıdır. Şüphesiz ki inanç ve vicdan özgürlüğü gibi hassas konular her Müslüman için değerlidir; ancak bu konular iki kardeş devletin kendi diplomatik, dostane ve yapıcı kanallarıyla çözebileceği iç dinamikleridir. Bu hassasiyetler, marjinal ajandalarla sokağa dökülüp Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini ve önümüzdeki büyük Zengezur vizyonunu sabote etme malzemesi haline getirilemez, getirilmemelidir.
Çanakkale'den Bakü'ye şehitlikleri yan yana olan, depremde acıyı ve ekmeği bölüşen bu iki millet, sivil toplum maskesi arkasına gizlenerek bu sarsılmaz hukuku zedelemek isteyenlerin oyununa gelmeyecektir. Türkiye ve Azerbaycan’ın köklü feraseti karşısında bu kirli ajandalar er ya da geç hüsrana uğrayacaktır. Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir.













Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: [email protected]