ARAP YARIMADASI’NIN BİLİNMEYEN TARİHİ
28-09-2026, 12:14

Malum; Arap Yarımadası dev çölleri, kum fırtınaları ve güneşi ile ünlü. Dev çöller arkeolojik çalışmaları olumsuz yönde etkilese de, çalışmalar hız kesmeden devam ediyor.
Kral Suud Üniversitesi'nde antik tarih profesörü olan Dr.Salma Hawsawi, Arab News'e verdiği bir röportajda; Arap Yarımadası'nın antik dünyanın; Asya, Afrika ve Avrupa'nın merkezinde bir coğrafi konuma sahip olduğunu ve Doğu ile Batı'yı birbirine bağladığını ifade etti. İlk yerleşimlerler ile ilgili; 120.000 yıllık kalıntılar bulunduğunu belirtti.
MÖ 1. bin yılın başından itibaren Arap Yarımadası'nın güney kesiminde; Ma'in, Hadramout, Awsan, Qataban, Sheba ve Himyar gibi birçok krallık ve medeniyet gelişmiştir. Stratejik konumları nedeniyle ticaret geliştikçe; kara ve deniz ticaret yollarını kontrol eden medeniyetler de gelişti.
Dadan, Lihyan, Nabatea, Palmira İmparatorluğu, Tayma ve Qedar gibi Arap Yarımadası'nın kuzey ve kuzeybatısındaki krallıklar aynı dönemde gelişti.
Ayrıca Yemen'in MÖ. 1000'li yıllarda; yoğun bir tütsü ticaret alanı olduğunu da biliyoruz.
Yarımadanın doğu bölgesinde; Dilmun (Mezopotamya metinlerinde 'cennet' olarak ifade edilen alan) ve Magan, Gerrha ve Thaj krallıkları aktifken, orta bölgede El-Magar medeniyeti ve Qaryat Al-Faw vardı.
Suudi Arabistan; Tebük şehrindeki antik kalede MÖ.3500 yılına tarihlenen kaya oymalarına ulaştıklarını belirtti. Krallık; üzerinde bulunduğu bu kültür mirasının farkına varmış ve 2008 yılında kültür bakanlığını kurmuştur.
Kral Abdülaziz Üniversitesi Eskiçağ Tarihi profesörü Dr. Marwan Shuaib şunları söyledi: “Eski Yakın Doğu bölgesi, insanlığın ilk medeniyetlerine ev sahipliği yapıyor. Batılı bilim adamları, Fransızların Napolyon yönetiminde Mısır ve Levant'a gelişinden (MS 1798-1801) bu yana iki yüzyıldan fazla bir süredir bu konuyu incelemekle ilgileniyor. Rosetta Taşı'nın keşfi ile bu önemli bölgeyi inceleme ve keşfetme ihtiyacı arttı ve bu da bilim adamlarının hiyeroglifleri deşifre etmesini kolaylaştırdı. "
Hakim görüş, Nil Nehri bölgesi ve Mezopotamya'nın; Çin ve Hint medeniyetlerinin yanı sıra insanlığın bildiği en eski medeniyetler olduğuydu.
Batılı gezginlerin Arap Yarımadası'na ziyaretleri arttı: 1812'de Ürdün'ün güneyindeki Nebatiler'in başkenti Petra'yı keşfeden İsviçreli gezgin Johann Ludwig Burckhardt ve 1908-1909 yılları arasında Arap Yarımadası'nı ziyaret ederek ünlü Tayma'yı keşfeden İngiliz gezgin Charles Doughty ,Babil kralı Nabonidus'un 10 yıl Tayma'da kalması hakkında önemli bilgiler içeren bir taş keşfetmiştir. Bu keşifler bilim adamlarının dikkatini Arap Yarımadası'nın kadim tarihine çekmiştir. "
"Arkeolojik çalışmalar, Arap Yarımadası'ndaki birçok arkeolojik alanı da ortaya çıkardı, örneğin eski İncil kaynaklarında Dumat Bin İsmail'in kalesi olarak bahsedilen Dumat Al-Jandal, MÖ 10. yüzyıla kadar uzanıyor."
Krallığın kuzeybatısındaki AlUla'da çok sayıda Dadanitik, Lihyan ve Semudik yazıtın yanı sıra Nebati mimari özelliğine sahip çok sayıda konut bulunmaktadır.
AlUla ve Hail'de, özellikle Jubbah ve Al-Shuwaymis'de bilim adamları; 10.000 yıl öncesine ait yazıtlar ve çizimler buldular, bu da bölgedeki insanların arkeologların inandığından daha önce bir yazı sistemi geliştirdiğini gösteriyor. Bu bulguların bölgenin tarihsel derinliğini göstermektedir.
Yazı : Bilhan Akkaya

