İran İslam Cumhurbaşkanı Pezeşkian Türk kimliğiyle geldi, rolünü oynadı ve bitti mi?

2-10-2026, 15:24           
İran İslam Cumhurbaşkanı Pezeşkian Türk kimliğiyle geldi, rolünü oynadı ve bitti mi?
Ya da böyle düşünsek;
Pezeşkiyan’ın Türk olması değil; Türk kimliğini İran siyasetinde açıkça ve meşru bir siyasi kimlik olarak görünür hale getirmesi daha önemlidir…
Bazen tarihte bir insanın yaptığı en önemli şey, bir sorunu çözmek değildir.
Bir tabuyu görünür hale getirmektir.
Bir cümleyi daha önce söylenemediği bir yerde söylemektir.
Bir kimliği, yıllarca özel hayatın, evin, sokağın ve kültürün içinde yaşayan bir gerçeklik olmaktan çıkarıp devlet siyasetinin tam ortasına taşımaktır.
Mesud Pezeşkiyan’ın İran siyasetindeki tarihsel anlamını biraz da böyle okumak gerekiyor.
Çünkü mesele yalnızca İran’ın cumhurbaşkanının Türk olması değildir.
Asıl mesele şudur:
İran’da Türk kimliği, ilk kez bu kadar açık biçimde cumhurbaşkanlığı siyasetine taşınmış ve İranlılıkla karşı karşıya getirilmeksizin ifade edilmiştir.
Pezeşkiyan’ın “Ben Türküm” demesi bu nedenle sıradan bir kimlik açıklaması değildi.
Kendi ifadesine göre çocuklarıyla evde Türkçe konuştuğunu, babasının ve annesinin Türk olduğunu ve Türk olmakla gurur duyduğunu söyledi. Bu sözler, 2024 seçimleri öncesinde İran’da geniş biçimde tartışıldı. (Baku TV⁠)
Burada önemli olan yalnızca sözün kendisi değil.
O sözün nerede söylendiğidir.
İran gibi çok kimlikli fakat devlet yapısı güçlü biçimde merkeziyetçi bir ülkede.
“Bir kimlik vardı, ancak siyaseti yoktu”
Sözün özü şu ki İran Türkleri hiçbir zaman İran toplumunun dışında değildi.
Tam tersine.
Devletin içerisinde, orduda, bürokraside, üniversitelerde, ticarette, dinî kurumlarda ve siyasette Türk kökenli milyonlarca insan vardı.
Sorun Türklerin İran’da bulunması değildi.
Sorun, Türk kimliğinin siyasal bir özne olarak ne kadar görünür olabileceğiydi.
İran’ın modern ulus-devlet anlayışı içerisinde Farsça, devletin tek ortak ve resmî dili olarak merkezi bir konuma yerleştirildi. 1979 Anayasası’nın 15. maddesi Farsçayı resmî dil ilan ederken bölgesel ve kabile dillerinin basın ve kitle iletişiminde kullanılmasına ve edebiyatlarının okullarda öğretilmesine izin veriyor. (Refworld⁠)
Ancak İran Türkleri genelde, Güney Azerbaycan Türkleri özünde bu kavramın içinde değildir. Sadece Güney Azerbaycan’da 35 milyon türk milleti var. Bu bir millettir, bir halktır ve kabile değildir.
Yani burada bir inkar vardır. Türk varlığının inkarı.
Ancak o bildiri bile kağıt üzerinde kalan bir bildiridir. Çoğu zaman hukuk metni ile hayat her zaman aynı şey değildir.
Azerbaycan Türkçesi konusunda yapılan akademik çalışmalar, 20. yüzyıl boyunca dilin dönem dönem yasaklandığını, dönem dönem tolere edildiğini, yalnız Farsçaya kıyasla sürekli olarak marjinal konumda kaldığını ortaya koyuyor. Dahası, Türkçe eğitim veya Türkçe yayıncılık talebinin kendisinin zaman zaman siyasi bir itiraz olarak algılandığı belirtiliyor. (Cambridge University Press⁠)
İşte asıl paradoks burada.
Türkçe vardı. Türkler vardı. Türk kökenli devlet adamları vardı. Fakat Türk kimliğinin kendisi, devletin siyasal dili içerisinde aynı ölçüde görünür değildi.
Pezeşkiyan’ın yaptığı müdahale tam da bu noktada önem kazanıyor.
2016: Kimlik siyasetin kapısını çalıyor
Pezeşkiyan’ın hikâyesini 2024’te başlatmak eksik olur.
Asıl dikkat çekici eşiklerden biri 2016’da yaşandı.
İran Meclisi’ndeki Türk milletvekilleri bir araya gelerek “Türk Bölgeleri Fraksiyonu” adıyla bir parlamento grubu oluşturdu ve Mesud Pezeşkiyan bu oluşumun başına getirildi. İlk toplantıda farklı siyasi çevrelerden çok sayıda milletvekilinin bulunduğu bildirildi. (THE AsiaN⁠)
Bu olayın önemi yalnızca kaç milletvekilinin bir araya geldiğinde değildi.
Daha önemli olan, “Türk” kelimesinin İran parlamentosunda örgütlü bir siyasi kimlik olarak kullanılmasıydı.
Çünkü bireysel olarak Türk olmak başka bir şeydir.
Türkçe konuşmak başka bir şeydir.
Türk kültürünü yaşatmak başka bir şeydir.
Ama devletin yasama organında “Türklerin meseleleri” diye konuşmaya başlamak bambaşka bir aşamadır.
İşte 2016 bunun işaretini verdi.
Pezeşkiyan burada yalnızca bir milletvekili değildi.
Türk kimliğinin İran’ın anayasal siyaset alanında görünürleşmesinin aktörlerinden biri haline geldi.
2024: Kimlik artık saklanmıyor
Sekiz yıl sonra mesele daha yüksek bir seviyeye çıktı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi.
Pezeşkiyan’ın adaylığı İran’ın yalnızca reformist-muhafazakâr ekseninde tartışılmadı.
Aynı zamanda onun Azerbaycan Türkü kimliği de tartışmanın parçası oldu. Seçim öncesi haberlerde, İran’daki bir cumhurbaşkanlığı seçiminde Türk kimliğinin bu ölçüde öne çıkmasının yeni bir durum olduğu vurgulandı. (Sözcü⁠)
Burada bir ayrıntıyı kaçırmamak gerekiyor.
Pezeşkiyan’ın söylemi “İranlı değilim, Türküm” şeklinde bir ayrışma üzerine kurulmadı.
Tam tersine.
İran’daki Türk kimliğinin önemli bir özelliği de burada ortaya çıkıyor:
Siyasetin çekişmeli alanında Türk olmak ile İranlı olmak birbirinin alternatifi olarak görülmek zorunda değil.
İran üzerine çalışan bazı araştırmacılar da Pezeşkiyan’ın Türklük vurgusunun İranlılığı reddeden bir söylem olarak okunmaması gerektiğini özellikle belirtiyor. (iramcenter.org⁠)
Bu ayrım son derece önemli.
Çünkü İran’daki Türk meselesini sadece “ayrılıkçılık” çerçevesine sıkıştırmak, meselenin sosyolojik ve tarihsel boyutunu eksiltir. Burada başta dönersek şu soruyu biliriz.
“Asıl siyasi soru şudur:”
Devlet bu kimliklerin aynı anda yaşamasına ne kadar alan açacaktır?
Pezeşkiani tartışınca önemli bir konuyu unutmamak gerekiyor. O Güney Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı değildir. İran islam Cumhurbaşkanıdır.
Amcan;
Pezeşkiyan’ın açtığı kapıyıda görmezden gelemeyiz.
İşte Pezeşkiyan’ın tarihsel rolü burada başlıyor.
O, Türk kimliğini İran’ın dışına taşımadı.
İran’ın içine taşıdı.
Bu çok önemli bir farktır.
Türk kimliğini İran’a karşı konumlandırmak başka bir siyasettir.
Türk kimliğinin İran’ın içerisinde meşru bir kimlik olarak tanınmasını istemek başka bir siyasettir.
Pezeşkiyan’ın söylemi ikinci alanda anlam kazanıyor.
Bu nedenle onu yalnızca “İran’ın Türk cumhurbaşkanı” olarak tanımlamak yetersiz kalıyor.
Daha doğru ifade şu olabilir:
Pezeşkiyan, İran siyasetinde Türk kimliğinin görünürlük sınırını genişleten bir siyasetçidir.
Bu sınır ne kadar genişleyecek?
İşte henüz cevabı olmayan soru budur.
Çünkü cumhurbaşkanlığı her şey değildir
Pezeşkiyan’ın seçilmesiyle birlikte önemli bir eşik aşılmış olabilir.
Fakat İran devletinin bütün yapısı cumhurbaşkanından ibaret değildir.
İran’da siyasal gücün dağılımı karmaşıktır. Cumhurbaşkanının yetkileri, dinî liderlik makamı, Meclis, Anayasa Koruyucular Konseyi, yargı ve diğer güçlü kurumlarla birlikte düşünülmelidir.
Bu nedenle bir cumhurbaşkanının seçim kampanyasında dile getirdiği kimlik ve kültür politikalarının devlet politikasına dönüşmesi otomatik değildir.
Nitekim Pezeşkiyan’ın seçim sonrasında Türkçe ve diğer yerel diller konusunda karşılaştığı kurumsal sınırlar, seçim söylemi ile devlet politikası arasındaki mesafenin hâlâ devam ettiğini gösterdi.
Dolayısıyla Pezeşkiyan’ın cumhurbaşkanlığını bir “Türk sorununun çözümü” olarak görmek erken olur.
Ortada çözülmüş bir mesele değil, görünür hale gelmiş bir mesele vardır.
Bu ikisi aynı şey değildir.
Peki Pezeşkiyan’ın rolü bitti mi?
Bence asıl soru burada.
Bir lider gelir.
Bir kapı açar.
Sonra sistem onu sınırlar.
Ve geriye ne kalır?
Eğer hiçbir şey kalmazsa, gerçekten yalnızca bir liderin hikâyesidir.
Ama eğer açılan kapıdan başka insanlar da geçmeye başlarsa, o zaman tarihsel bir süreç başlamış demektir.
Pezeşkiyan’ın önemi de burada ölçülecek.
Onun döneminde Türkçe eğitim meselesi çözüldü mü?
Hayır.
Türk kimliği İran devletinin kurumsal yapısında eşit bir siyasal kategori haline geldi mi?
Bunu söylemek için henüz erken.
Türkçe üzerindeki tarihsel ve kurumsal sınırlamalar ortadan kalktı mı?
Hayır.
Fakat başka bir şey oldu.
Türk kimliği İran’ın en yüksek seçilmiş makamına kadar taşındı.
Üstelik bu kimlik gizlenmeden.
Savunmaya çekilmeden.
İranlılığa karşı kurulmadan.
Ve bu nedenle Pezeşkiyan’ın hikâyesi yalnızca Pezeşkiyan’ın hikâyesi değildir.
Coğrafya burada devreye giriyor
İran Türklerinin meselesini yalnızca kültür ve dil üzerinden okumak da eksik kalır.
Çünkü İran’ın kuzeybatısı sıradan bir coğrafya değildir.
Bir tarafta Türkiye.
Diğer tarafta Azerbaycan Cumhuriyeti.
İran’ın kendi içerisinde ise milyonlarca Türkçe konuşan insan.
Bu coğrafya, kimlik meselesini aynı zamanda jeopolitik bir mesele haline getiriyor.
Tahran açısından Türk kimliğinin güçlenmesi yalnızca kültürel bir gelişme olarak görülmeyebilir.
Türkiye ile ilişkiler…
Azerbaycan Cumhuriyeti ile ilişkiler…
Kafkasya’daki gelişmeler…
Sınır güvenliği…
Bölgesel güç dengeleri…
Bütün bunlar İran’ın Türk kimliğine bakışını etkileyen faktörlerdir.
Bu nedenle Tahran’ın Türk kimliği konusunda neden temkinli davrandığını anlamak için yalnızca iç politikaya değil, haritaya da bakmak gerekir.
Bazen coğrafya, anayasa kadar güçlü bir siyasi aktördür.
Yeni dönem Pezeşkiyan’dan büyük olabilir
Belki de burada yanlış soruyu soruyoruz.
“Pezeşkiyan ne yaptı?” diye soruyoruz.
Oysa daha doğru soru şu olabilir:
“Pezeşkiyan’dan sonra ne değişti?”
Çünkü bir liderin tarihsel önemi, yalnızca kendi dönemindeki icraatlarıyla ölçülmez.
Bazen asıl etkisi, kendisinden sonra artık aynı şeyin eskisi kadar kolay inkâr edilememesidir.
Pezeşkiyan’dan sonra İran’da bir Türk siyasetçinin Türk kimliğini açıkça ifade etmesi daha mı kolay olacak?
Türkçe eğitim meselesi daha yüksek sesle konuşulabilecek mi?
Türkçe yayıncılık üzerindeki siyasi hassasiyet azalacak mı?
Türk kimliği İranlılığın karşıtı değil, onun içindeki meşru kimliklerden biri olarak daha fazla kabul görecek mi?
Bunların hiçbirinin cevabı bugün kesin değil.
Ama soruların kendisi değişti.
Ve bazen tarih tam da böyle değişir.
Bir lider geldi, rolünü oynadı ve bitti mi?
Belki.
Belki de hayır.
Eğer Pezeşkiyan yalnızca kendi siyasi hayatının bir paranteziyse, tarih onu İran’ın Türk kökenli bir cumhurbaşkanı olarak hatırlayacaktır.
Ama eğer onun açtığı alan kendisinden sonra da genişlerse, o zaman Pezeşkiyan başka bir anlam kazanacaktır.
O zaman mesele bir kişinin kimliği olmaktan çıkacaktır.
Bir siyasi normalleşme sürecine dönüşecektir.
İran Türkleri açısından asıl tarihsel eşik de budur.
Çünkü mesele artık “Türkler İran’da var mı?” sorusu değildir.
Bunu kimsenin ispatlamasına gerek yok.
Mesele şudur:
Türk kimliği İran’ın geleceğinde ne kadar görünür, ne kadar meşru ve ne kadar kurumsal bir siyasi kimlik olacaktır?
Pezeşkiyan bu sorunun cevabını vermedi.
Ama soruyu İran’ın en yüksek siyasi makamına kadar taşıdı.
Belki de onun tarihsel rolü tam olarak budur.
Kapıyı açmak.
Kapının arkasından kimin geçeceğini ise Pezeşkiyan değil, tarih belirleyecek.
“Belki Pezeşkiyan’ın başarısı, kapının arkasından geçmek değildi. İran’da o kapının var olduğunu herkese göstermesiydi.”
Yazar
Efsane Afşar Sayınqala












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: [email protected]