Bir Kadının Saçı Neden Bu Kadar Korkutuyor?
Bu gün, 00:05

Başörtüsünün tarihi, inanç, özgürlük ve kadın bedeni üzerine bir sorgulama.
Bugün belki de pek çok insanın konuşmaktan çekindiği, konuşulduğunda ise kolayca öfkeye kapıldığı bir konuyu ele almak istiyorum: Başörtüsü, türban ve kadının örtünme meselesi.
Amacım kimsenin inancını küçümsemek, kimsenin tercihine müdahale etmek değil. Amacım, insanlığın yüzyıllardır taşıdığı bir soruyu yeniden sormak: Bir kadının saçı neden bu kadar büyük bir mesele hâline getirildi?
Her şey dinle mi başladı?
İnsanlık tarihine baktığımızda örtünmenin dinlerden çok önce var olduğunu görüyoruz. Eski Mezopotamya’da, Asur’da ve başka antik toplumlarda başı örtmek; toplumsal statüyü, medeni durumu, saygınlığı ve kimi zaman sınıfsal ayrımları gösterebiliyordu.
İnsanlar kendilerini güneşten, rüzgârdan, tozdan ve soğuktan korumak için de başlarını örtmüş olabilirler. Fakat başörtüsünün tarihini yalnızca korunma ihtiyacıyla açıklamak da yeterli değildir. Örtünme, zaman içinde kültürün, toplumsal kuralların, ahlak anlayışının ve dinî sembollerin bir parçası hâline geldi.
Yani başörtüsünün tek bir başlangıcı, tek bir nedeni ve tek bir anlamı yoktur.
Asıl sorulması gereken şudur: Bir giysi ne zaman kişisel bir tercihten çıkıp toplumsal bir zorunluluğa dönüştü?
Peki, başörtüsü nasıl dinî bir sembol oldu?
Yahudilikte, Hristiyanlıkta ve İslam’da başın örtülmesiyle ilgili farklı dönemlere ve yorumlara dayanan gelenekler vardır.
İslam’da da örtünme konusu, Kur’an ayetleri, hadisler, tarihsel uygulamalar ve farklı dinî yorumlar çerçevesinde ele alınmıştır. Zaman içinde bu uygulamaların biçimi, anlamı ve toplumsal rolü değişmiştir.
Ancak bir noktayı unutmamak gerekir: Bir geleneğin dinî bir anlam kazanması, onun tarih boyunca her yerde aynı biçimde uygulandığı anlamına gelmez.
Ayrıca örtünmenin bir inanç gereği olduğuna inanan kadınların varlığı kadar, örtünme konusunda farklı düşünen kadınların da varlığı kabul edilmelidir. Bir kadının örtünmesi de örtünmemesi de onun insan olarak değerini belirlemez.
Peki, Hz. Meryem’in başını kim örttü?
Hristiyanlık geleneğinde Hz. Meryem, yüzyıllar boyunca başı örtülü olarak tasvir edilmiştir. Özellikle Doğu ve Batı kilise sanatında onun örtülü tasvirleri oldukça yaygındır.
Ancak Hz. Meryem’in başını kimin örttüğünü söyleyen, tarihsel olarak doğrulanmış bir bilgiye sahip değiliz. İncil anlatılarında da onun başını örten belirli bir kişiden söz edilmez.
Burada önemli bir ayrım var: Bir kişinin sanat eserlerinde örtülü tasvir edilmesi, o örtünün kim tarafından takıldığını veya bunun tarihsel olarak nasıl gerçekleştiğini kanıtlamaz.
Öyleyse soruyu biraz değiştirelim: Neden yüzyıllar boyunca kutsal kabul edilen kadınların başı örtülü resmedildi? Bu tasvirler, yaşadıkları dönemin kültürünü, kadınlık anlayışını ve dinî sembollerini ne ölçüde yansıtıyordu?
Bu soruların peşinden gitmek, inancı küçümsemek değil, tarihi anlamaya çalışmaktır.
Bir kadının saçı neden erkeği ürkütüyor?
Gelelim asıl meseleye…
Bir kadının saçı neden kimi toplumlarda ahlakın, namusun ve hatta ailenin onurunun sembolü hâline geliyor?
Saç, insan bedeninin doğal bir parçasıdır. Kimi kadın saçını örterek inancını yaşar. Kimi örtünmeyi tercih etmez. Kimi bunu kültürel kimliğinin bir parçası olarak görür. Kimi de örtünme baskısına karşı çıkar.
Bütün bu kadınların ortak bir noktası var: Her biri kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmayı hak ediyor.
Elbette insanlar birbirlerinden etkilenebilir; çekim, arzu ve duygular insan doğasının parçalarıdır. Ancak insan olmak, bu duygular karşısında sorumluluk almayı da gerektirir.
Bir erkeğin kendi arzusunu yönetme sorumluluğu varsa, neden bu sorumluluk zaman zaman kadının saçına, kıyafetine ve davranışlarına yükleniyor?
Eğer bir erkeğin kendini kontrol etmesi, kadının saçını görmemesine bağlıysa, o zaman asıl tartışmamız gereken kadının saçı değil, sorumluluğun kime yüklendiğidir.
Bir insanın ahlakı, yalnızca başkasının ne giydiğiyle ölçülemez. Saygı, özdenetim, vicdan ve başkasının sınırlarını tanımak da ahlakın parçalarıdır.
Erkeğin zaafını gidermek için kadın mı kapanmalı?
İşte üzerinde düşünmemiz gereken en önemli soru bu.
Bir kadın başını inancı gereği örtüyorsa, bu onun özgür tercihi olabilir. Bu tercihe saygı duymak gerekir.
Fakat bir kadın, baskı gördüğü, korktuğu, dışlandığı veya cezalandırılmaktan çekindiği için örtünüyorsa, orada artık yalnızca inançtan değil, özgürlükten ve toplumsal baskıdan da söz etmemiz gerekir.
Aynı şekilde başını örten bir kadının bunu mutlaka baskı altında yaptığı varsayılamaz. Onun kararını da kendi ağzından dinlemek gerekir.
Çünkü özgürlük, yalnızca örtünmeme hakkı değildir; örtünme hakkını da kapsar.
Mesele, kadınlara ne giyeceklerini söylemek değil, onların kendi kararlarını verebilecekleri bir toplum kurabilmektir.
Kadın ne örtünmeye zorlanmalı ne de örtünmemeye.
Bir kadının saçını örtmesi onu otomatik olarak daha ahlaklı yapmadığı gibi, saçını açık bırakması da onu daha az ahlaklı yapmaz.
İnanç başka, baskı başkadır.
Bir insanın inancına saygı göstermekle, o inanç adına uygulanan her toplumsal kuralı sorgulanamaz kabul etmek aynı şey değildir.
İnanç kişiye huzur verebilir, hayatına anlam katabilir ve ahlaki bir yol gösterebilir. Ancak dinî yorumlar ve toplumsal gelenekler tarih boyunca farklı biçimlerde anlaşılmıştır. Bu nedenle insanların soru sorması, araştırması ve düşünmesi düşmanlık olarak görülmemelidir.
Bir soru sormak, mutlaka bir inancı reddetmek anlamına gelmez.
Belki de artık kadınların saçları üzerinden birbirimizi yargılamak yerine, insanların birbirlerine nasıl davrandıklarına bakmalıyız.
Bir kadının başı örtülü olabilir, diğeri açık olabilir. Biri bunu Allah’a yakınlaşmanın bir yolu olarak görebilir, diğeri farklı bir yorum benimseyebilir. Hiçbiri yalnızca görünüşünden hareketle yargılanmamalıdır.
Son sözüm…
Benim meselem başörtülü kadınlarla değil. Başını örten bir kadının inancıyla da değil.
Benim sorum, kadının bedeninin neden yüzyıllardır başkalarının ahlak anlayışının merkezine yerleştirildiğidir.
Neden kadının saçına bu kadar çok anlam yükleniyor? Neden bazı toplumlarda erkeğin davranışından önce kadının kıyafeti sorgulanıyor? Neden kadın, kendi bedeniyle ilgili karar verirken sürekli başkalarına hesap vermek zorunda kalıyor?
Belki de artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:
Bir erkeğin ahlakı, bir kadının saçına bağlı olmamalıdır. Bir kadının değeri de saçının örtülü olup olmamasıyla ölçülmemelidir.
İnanç gönülden geliyorsa değerlidir. Örtünme bir tercihse saygıya layıktır. Fakat baskı, hangi gerekçeyle uygulanırsa uygulansın, insanın özgürlüğü üzerine düşünmemizi gerektirir.
Ben kimsenin inancına müdahale etmek istemiyorum. Yalnızca kadınların da erkekler kadar özgürce düşünebildiği, kendi bedenleri hakkında karar verebildiği ve bu kararları nedeniyle yargılanmadığı bir dünya istiyorum.
Çünkü asıl mesele saç değil.
Asıl mesele, insanın insan üzerindeki hükmüdür.
Ve belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Kadınların saçlarını tartışmaya ayırdığımız enerjinin birazını, erkeklere sorumluluğu, insanlara saygıyı ve hepimize özgürlüğü öğretmeye ayırsak nasıl bir dünya kurardık?
Yazar
Efsane Afşar Sayınqala

