TENGRİCİLİK NEDİR?
Bu gün, 09:03

Göğe Bakan Bir Milletin İnancı
Bozkırın sonsuzluğunda yaşayan insan, geceleri başını göğe kaldırdığında yıldızlarla dolu büyük bir sessizlik görürdü.
Ne yüksek duvarları vardı onu çevreleyen, ne de gökyüzünü kapatan kubbeleri…
Onun mabedi gökyüzü kadar genişti.
Dağlar şahidi, bozkır yoldaşı, rüzgâr sesi, ateş ışığı, su ise hayatıydı.
Ve o büyük göğün altında bir isim vardı:
Tengri.
Tengricilik, eski Türklerin inanç dünyasının merkezinde yer alan Tengri anlayışıdır. Fakat onu yalnızca “Gök Tanrı’ya inanmak” diye açıklamak, bu düşüncenin derinliğini anlatmaya yetmez.
Çünkü Tengricilik, yalnızca bir inanç değil; insanın gökyüzüyle, yeryüzüyle, tabiatla, toplumla ve kendi vicdanıyla kurduğu bir ilişki biçimiydi.
Eski Türk için Tengri, uzaklarda unutulmuş bir kudret değildi.
Tengri göğün yüceliğinde, düzenin içinde ve insanın kaderini aşan büyük güçte düşünülüyordu.
Bu yüzden eski Türk, gökyüzüne baktığında yalnızca yıldızları görmüyordu.
Bir düzen görüyordu.
GÖK VE YER ARASINDA İNSAN
Tengricilikte insan, evrenin sahibi değildir.
İnsan, gök ile yer arasındaki hayatın bir parçasıdır.
Yer-Su vardır.
Dağlar vardır.
Irmaklar vardır.
Ormanlar vardır.
Rüzgâr vardır.
Güneş vardır.
Ve insan bütün bunların arasında yaşar.
Bu nedenle tabiat, yalnızca kullanılıp tüketilecek bir varlık değildir.
İnsan onunla birlikte yaşar.
Suyunu içer.
Toprağında yürür.
Dağlarından geçer.
Rüzgârını dinler.
Gökyüzüne bakar.
Belki de bozkır insanının tabiata karşı duyduğu derin saygının ardında bu büyük düşünce vardır:
İnsan doğanın efendisi değil, onun bir parçasıdır.
TENGRİ VE KUT
Eski Türklerde hükümdarlık bile gökyüzünden bağımsız değildir.
Kağana kut verilir.
Kut, ona devleti yönetme gücü ve meşruiyet kazandırır.
Fakat kut bir taç değildir yalnızca.
Bir emanettir.
Çünkü kağan milletini korumak zorundadır.
Halkını doyurmak zorundadır.
Devleti ayakta tutmak zorundadır.
Töreyi korumak zorundadır.
İşte burada Tengriciliğin önemli bir düşüncesi ortaya çıkar:
Güç, sorumluluk olmadan anlam taşımaz.
Kağan güçlü olduğu için değil, gücünü milletinin iyiliği için kullandığı ölçüde değerlidir.
Orhun Yazıtları’nda bu anlayışın izlerini görmek mümkündür.
Kağan gece uyumaz.
Gündüz oturmaz.
Milleti için çalışır.
Çünkü devlet ona yalnızca hükmetmek için değil, korumak için verilmiştir.
TÖRE: DÜZENİN HAFIZASI
Tengricilikte hayat başıboş değildir.
Bir düzen vardır.
Bu düzenin toplumdaki karşılığı töredir.
Töre, yalnızca birkaç kuraldan ibaret değildir.
Atalardan gelen bir hafızadır.
Toplumu bir arada tutan bağdır.
Doğru ile yanlışı birbirinden ayıran ölçüdür.
Ve hükümdar bile törenin üzerinde değildir.
Bu anlayışta devletin büyüklüğü yalnızca ordusunun gücüyle ölçülmez.
Asıl mesele, düzenin korunmasıdır.
Çünkü düzen bozulduğunda yalnızca devlet değil, toplumun bütünlüğü de sarsılır.
GÖKYÜZÜNE BAKAN TÜRK
Belki de Tengriciliğin en güzel tarafı, insanı sürekli olarak kendi yerini düşünmeye çağırmasıdır.
Gökyüzü sonsuzdur.
İnsan ömrü ise kısa.
Dağlar insanlardan önce vardı.
Ve insan gittikten sonra da var olmaya devam edecek.
Bu düşünce insana hem küçüklüğünü hem de sorumluluğunu hatırlatır.
Sen geçicisin.
Fakat senden önce gelenler vardı.
Senden sonra gelecek olanlar da olacak.
Öyleyse sana bırakılan dünyayı nasıl bırakacaksın?
İşte bu soru, eski Türklerin dünyasında yalnızca bireysel değil, toplumsal bir anlam da taşır.
TENGRİCİLİK VE ATALAR
Eski Türklerin dünyasında geçmiş unutulmaz.
Atalar yalnızca geçmişte yaşamış insanlar değildir.
Onlar toplumun hafızasıdır.
Bir millet geçmişini unutursa kendisini de unutmaya başlar.
Belki de Orhun Yazıtları’nın taşlara kazınmasının sebebi budur.
O taşlar yalnızca geçmişi anlatmak için dikilmedi.
Gelecek nesiller unutmasın diye dikildi.
Atalarının hatalarını bilsinler.
Devletin nasıl kaybedildiğini hatırlasınlar.
Nasıl yeniden kurulduğunu öğrensinler.
Ve aynı hataları bir daha yapmasınlar.
Taşa kazınan sözler, aslında geleceğe gönderilmiş birer emanetti.
TENGRİCİLİK BİR KORKU DEĞİL, BİR SORUMLULUKTUR
Tengriciliği yalnızca ölümden sonra ne olacağını açıklayan bir inanç olarak görmek de eksik olur.
Burada asıl dikkat çeken şey, bu dünyadaki yaşamın sorumluluğudur.
İnsan nasıl yaşayacak?
Milletine nasıl davranacak?
Tabiata nasıl yaklaşacak?
Devletini nasıl koruyacak?
Atalarını nasıl hatırlayacak?
Kendisine verilen gücü nasıl kullanacak?
Bütün bunlar eski Türklerin dünya görüşünün önemli parçalarıdır.
Bu nedenle Tengricilik, insanın yalnızca gökyüzüne bakmasını değil, yeryüzündeki davranışlarına da bakmasını ister.
TENGRİCİLİK NEDİR?
Peki, bütün bunların sonunda Tengricilik nedir?
Belki tek bir cümleyle anlatılamaz.
Ama şöyle söylenebilir:
Tengricilik, göğün altında yaşayan insanın; Tengri’yi yüce bilerek, tabiata saygı göstererek, töreyi koruyarak, atalarını unutmadan ve kendisine verilen hayatın sorumluluğunu taşıyarak yaşama anlayışıdır.
O, sadece gökyüzüne bakmak değildir.
Gökyüzüne bakıp kendi yerini bilmektir.
Sadece Tanrı’yı anmak değildir.
İnsanın kendisine verilen sorumluluğu hatırlamasıdır.
Sadece geçmişi bilmek değildir.
Geçmişten ders alıp geleceğe bir şey bırakmaktır.
Ve belki de en önemlisi…
Tengricilik, insanın kendisini evrenin merkezine koymak yerine, kendisini daha büyük bir düzenin parçası olarak görmesidir.
Bozkırın sessizliğinde bir Türk, geceleri gökyüzüne baktığında belki de şunu hissediyordu:
Gökyüzü sonsuz, insan ömrü kısa…
Ama insanın yaptığı iyilik, kurduğu devlet, koruduğu millet ve bıraktığı hatıra kendisinden sonra yaşamaya devam edebilir.
İşte bu yüzden Tengri yalnızca gökyüzünün adı değildir.
Tengri, göğe bakan bir milletin dünyayı anlama biçimidir.
Ve o eski sözün anlamıyla:
Gök yukarıda, Yer aşağıda; insan ise ikisinin arasında, kendi sorumluluğuyla yaşar.
Efsane Afşar Sayınqala
Stockholm

